Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
I.DÜNYA SAVAŞI ve MİLLİ MÜCADELE"DE ÇEPNİLER

 

1.3.4. I.Dünya Savaşı’nda Çepniler
 
I.Dünya Savaşı, asırlar boyu süren kötü gidişatını değiştiremeyen ve hasım ülkelerce ‘Hasta Adam’ olarak nitelenen Osmanlı Devleti’nin sonunu getirmiştir. İki Alman zırhlısının isim ve uyruk değiştirerek sığındığı Osmanlı adına Ekim 1914’te Karadeniz’in kuzeyindeki Rus limanlarını bombalamasıyla bizim için fiilen savaş başlamıştır. Uzun zamandır bu tarihî fırsatı bekleyen ‘İtilâf-ı Müselles’ten (Üçlü İttifak) İngiltere ve Fransa derhal Çanakkale’ye, Rusya’da Kuzeydoğu Anadolu’ya saldırmıştır. Bilhassa Aralık 1914’te başlayan Sarıkamış Harekâtı bozgunu Kafkas Cephesindeki Rus üstünlüğünün Karadeniz Cephesine doğru kaymasına neden olmuştur. ‘Cihad-ı Mukaddes’ fetvası uyarınca Harşit yöresinden de Çanakkale ve Sarıkamış ağırlıklı olmak üzere birçok cepheye gönüllü birlikler sevk edilmiştir. Bunlar arasında yine Topal Osman Ağa’nın öncülüğündeki 250 kişilik Teşkilat-ı Mahsusa Alayı başı çekmektedir (TO, 21.yy.TE). Fakat Ruslar önce denizde açık bir üstünlük kurmuş arkasından da Şubat 1916’da Rize’yi, Mart’ta Of’u, Nisan’da Trabzon’u ve Temmuz’da da Bayburt’u karadan işgal etmiştir (Goloğlu, 2000:173–176). Bunun üzerine Türk Ordusu’nun Çoruh ve Hart (Aydıntepe) Cepheleri daha batıya ve iç kesimlere çekilmiştir. Bunun gibi Lâzistan Cephesi Tekke-Gümüşhane-Torul hattına, Sahil Müfrezesi de Kürtün’ün Fol Köyünden Vakfıkebir Deresine kadarki hatta alınır (San, 1993:27). Fakat zırhlı birlik takviyeli üstün Rus kuvvetleri 19 Temmuz’da Gümüşhane’ye girmeye muvaffak olmuşlardır (GÇT, www.emirogullariailesi.com) Ruslar devamla aynı gün Torul’a da hâkim olarak Harşit Vadisinin doğu yakasına kadar gelmişler fakat hem suların azgın oluşu hem de düşmanın kullanamaması için köprülerin askerlerimizce tahrip edilmesi neticesinde nehrin batı yakasına geçememişlerdir (Güvendi, I.DSHV/2010).  Aslında Ruy de Klaviyo’nun 5 asır önceki seyahatinde bile net olarak vurgulanan ve Karadeniz’den Doğu Anadolu’ya geçmek isteyen her kuvvetin geçmek durumunda olduğu Torul’un müdafaası da kolay olduğu halde savunma hatları Torul yerine doğal sınır olarak görülen nehrin diğer yakasına çekilmiştir (Tozlu, TDTD/XL:30). Askerî birliklerimiz, Osman Ağa’ya bağlı gönüllüler ve halk Harşit’in batı yakasında mevzilenmişle, buna mukabil Rus kuvvetleri de diğer yakada mevzilenince Harşit Çayı kuvvetlerimizle Ruslar arasında doğal sınır teşkil etmiştir. Hatta Görele’de toplantı yapan Rus komutanlarının amaçlarına ulaştıklarını ve Harşit’i Türklerle aralarında sınır belirlediklerine dair beyanları rivayet olunmaktadır (Agy, I.DSHV/2010).
Ruslar, nehrin doğu yakasından gelirken stratejik açıdan önem arzeden Keldaş köyünü kullanmışlardır. Gürgenli Yaylası geçidinde Türk kuvvetleri uzun süre direnmiş ve ancak boğaz bozulunca Keldaş işgal edilebilmiştir. Düşman birliklerinin bir kısmı buradan Torul tarafına yönelerek Şıhlı’dan (Şeyhli / Taşlıca) geçip Kürtün ve Uluköy’ü işgal etmiştir. Keldaş yakınlarındaki Halibe Geçidinde 10 gün boyunca Ruslara karşı kahramanca direnen askerlerimiz de birçok şehit vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır (Güvendi, I.DSHV/2010). Akabinde düşman askerleri Harşit’in doğu yakasındaki Şadı Köyüne (Çatalağaç) inerek Derindere’deki Çayır mevkii ile Ortaköy’deki Gölyanı mevkiine karargâh kurmuşlardır.  Ardından kuzey yakasıyla irtibat kurmaları için Gölyanı’ndan Kaynaş (Güvenlik) başına dek yol yaparak Suludüz’e ve Sekü başına da birlikler yerleştirerek Kuzan (Söğütağzı), Çatak ve sahile kadar bütün köyler ile Sığırlık Köyünden Görele’ye değin tüm bölgeyi işgal etmişlerdir. Bu arada Harşit Vadisindeki Çatak Köyünden sahile kadar olan köylerde yaşayan Çepniler de asker çağında bulunanlar hariç oldukları yerleri terk etmemişlerdir (Agy, I.DSHV/2010). 27 Temmuz 1332 (1916) tarihli şifreli bir belge ise Trabzon Valiliği’nden olayın geçtiği bu bölgede yani Harşit Nahiyesi civarında düşmanla vuku bulan müsademeye (çatışmaya) dair malûmat istemektedir (BOA, 528/24:DH.ŞFR.).
Rusların Karadeniz Bölgesindeki toplam asker sayısı 276 bini bulmakta, ayrıca 22 bin süvari ve 472 topa sahip görünmektedir. Türklerinse 50 bini geçmeyen kuvvetleri Erzincan, Kelkit, Şiran Gâvur Dağları, Torul Kankana Dağı ve Kürtün Kabaktepe istikametlerinde yerleştirilmiş bir haldedirler (Üçüncüoğlu, 1998:443). Bu Türk artçı birlikleri Kurbantepe, Küçük Alınca, büyük Alınca, Çardak Alanı Tepesi, Güvendetepe Panayırı ve Geyik Çökeği Kurtalanı gibi yerlerde istihkâm kazarak varlıklarını sabitleştirmişlerdir. Hemen akabinde vuku bulan Küçük ve Büyük Kabaktepe muharebelerinde düşmana çok miktarda zayiat verdirildiği bilinmekte fakat birliklerimizin kaybı noktasında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır (Age:443–445). Bir buçuk senelik işgal esnasında bile yerli / sivil halka yapmadıklarını bırakmayan Rus askerlerinin çekilme sırasında da zulüm ve işkenceleri ayyuka çıkmıştır. Fakat Çepni Türkleri de zülme rıza göstermeyip her fırsatta elde ne varsa onunla karşılık vermeye çalışmışlardır. Örneğin; Kürtün’e bağlı Karaçukur Köyünde Ruslar köylülerin yiyeceklerini ve hayvanlarını alıp götürürlerken yerel milisler biraraya gelip düşmana baskın yaparak malları ve insanları kurtarmışlardır (Age:446).  
Harşit Havzasındaki Çepni köylerinin bu savaş ve acı işgal yıllarıyla ilgili hatıraları da oldukça çoktur. Bunları ‘Birinci Dünya Savaşında Harşit Vadisi’ adıyla makale haline getiren Seyit Güvendi’nin de, ‘Rusların Gümüşhane İlini işgali’ adıyla kitaplaştıran S. Özcan San’ın da şahitlerinin hatıralarının ortak tarafı Rus kuvvetlerinin Manasur/Manastır denilen Harşit Nahiyesinde iki ay kaldıkları ve Kabaktepe’de çok kanlı muharebelerin gerçekleştiği yönündedir (Güvendi, I.DSHV/2010; San, 1993:66–103). Harşit yöresindeki dört şehitlikten[1] en önemlisi sayılan Kabaktepe’deki zorlu muharebelerin hikâyet faslı ise şu şekilde anlatılmaktadır:  
“Ruslar Kabaktepe’yi işgal ederek karargâh kurarlar. Türk askerinin de Güvende[2] de karakolu bulunmaktadır. Gelevera (Sapmaz) üzerinde bulunan Böğürtlen Bükündeki birliğimizden Mehmet Yüzbaşı askerlerini yanına alarak Güvende karakoluna takviyeye gelir. Amaç Kabaktepe’yi izlemektir. Takip sonucu Rusların karargâh çevresini dikenli tellerle çevirmiş olduklarını görürler. Ruslar bu dikenli telleri diğer karargâhlarıyla haberleşme aracı olarak da kullanıyorlarmış. Uzun bir takibin ardından Mehmet Yüzbaşı askerleriyle birlikte sabaha karşı sisli - dumanlı bir havada teli aşıp Kabaktepe’yi basarak karargâha girer. Burada karşı koyan düşmanı öldürür, karşılık vermeyenleri de teslim alır. Ancak teslim olan askerler arasında Türkçe konuşan bir Ermeni muhbir, karargâhı dolaşmak maksadıyla askerlerimizi oyalayıp tuzağa düşürerek şehit olmalarına sebep olur.” (Güvendi, I.DSHV/2010)  
Demirciler (Harıt) Köyü başındaki bu şehitlikte (Kürtün Kabaktepe Şehitliği) bulunan şehitlerden M.S.B. Arşivler Genel Müdürlüğü I.Dünya Savaşı Zayiat Defteri’ne göre tespit edilenler ise şunlardır: 1-Mehmet Yüzbaşı (1880 Kastamonu Tosya doğumlu – XI.Kolordu CII.Alay II.Bölük Kumandan Vekili), 2-Osman Nuri (1886 İçel Silifke doğumlu – CII.Kafkas Taburu II.Bölük Takım Zabiti / Piyade Teğmen) 3-Ziya (1886 Artvin Yusufeli doğumlu – XI.Kafkas Hücum Bölüğü Takım Zabiti / Piyade Teğmen) 4-Hüseyin Muhacirkorucuoğulları (1891 İznik doğumlu – LXXXVIII.Tabur II.Bölük Piyade Er), 5-Esat Uzunömeroğulları (1890 Tokat Reşadiye doğumlu – Piyade Er), 6 ve 7’inci şehitlerin kimlikleri tespit edilememiştir (Agy, I.DSHV/2010).
Savaşın faturası hem muhacirlik (göç) çilesi hem de katliamlar nedeniyle Harşit yöresi için oldukça ağır sonuçlanmıştır. Harşit Havzasından eski zamanlardan beri sıklıkla göçler olduysa da en büyük muhaceret hareketleri bu savaş esnasında yaşanmıştır. Göçlerin haricinde Ruslar ve onların içindeki Ermeniler tarafından kurşuna dizilen, düşman eline geçmemek için kendini Harşit Çayına atan veya dar alanlardan karşıya geçmek isterken azgın sulara kapılan ve düşmana karşı tüm aile efradıyla direnip de nesilleri tükenen insanlar bulunmaktadır (Güvendi, I.DSHV/2010).  Devrin sıkıntılarını yine o devrin anonim bir şiiri en güzel biçimde özetlemektedir:
“Ardasa’dan (Torul) çıktım başım selâmet
 Bayburta’a vardım ki koptu kıyamet
 Anam, babam, bacım Hakk’a emanet
 Seferberli anca büktü belimi
 Zalim Urus (Rus) yaktı yıktı evimi” (San, 1993:26)
Veya:
“Trabzon’dan çıktım başım selâmet
 Çavuşlu’ya geldim, koptu kıyamet
 Anam ile yârim Hakk’a emanet
  Kâfir Urus yaktı yıktı evimi
 Muhacirlik büktü benim belimi”
Ekim 1917’de Bolşevik (Komünizm) İhtilâli’ni yaşayan Rusya ile Aralık 1917’de Erzincan Mütarekesi (Ateşkes) yapılmasına karşın Rus Orduları içinde Ermeniler çekilmek yerine Rusların boşaltacağı yerleri işgale ve sivil halka yönelik soykırım hareketlerine girişmişlerdir. Bunun üzerine Erzincan Mütarekesi’ni geçersiz sayan Türk birlikleri Vehip Paşa komutasındaki III.Kafkas Ordusu ile ileri harekâta başlamıştır. Trabzon ve Giresun kuvvetlerinin de desteğiyle 14 Şubat’ta Kürtün ve Torul, 15 Şubat’ta Gümüşhane ve Vakfıkebir, 17 Şubat’ta Akçaabat ve 24 Şubat’ta da Trabzon’u kurtararak bölgeyi tekrar huzura kavuşturmuşlardır (Goloğlu, 2000:179-180; GÇT, www.emirogullariailesi.com).    
 
1.4. Cumhuriyet Döneminde Çepniler
 
1.4.1. Millî Mücadelede Çepniler
 
Mondros Mütarekesi’yle (30 Ekim 1918) sadece o büyük Dünya Savaşı değil o eski haşmetli Osmanlı Devleti de fiilen sona ermiş bir durumdadır. Nitekim Harşit üzerinden Erzurum’a giden Kazım Karabekir Paşa, Gümüşhane’den geçerken kadınların ‘ekmek, ekmek’ diye bağrıştıklarını ve düşmandan istirdat edilmiş bölgelerin durumlarının hazin olduğunu tasvir etmektedir (Saydam, GGG/1990:93-94). Ordu, Giresun ve Tirebolu’ya uğrayan Hilâl-i Ahmer (Kızılay) Cemiyeti heyet raporunda açlıktan sokakta ölenlerin cesetlerini nakledip gömmeye gelenlerin kâfi gelmediği beyan edilmektedir (Özel, 1991:?).  Üstüne üstlük Temmuz 1919’daki sel felâketi tüm bunların üzerine tuz - biber olarak Harşit üzerindeki köprüleri dağıtmış ve Tirebolu’ya bağlı üç köyde tam 54 hanenin yıkılmasına sebep olmuştur (BOA, 19/-08:1/06; DH.İ.UM). Fakat her şeye rağmen Atatürk’ün de tespit ettiği gibi ‘yöre halkının uyanıklığı’ her konuda kendini göstermektedir. Yunanlıların İzmir’e işgal amaçlı çıkışlarından iki gün sonra Giresun’da Belediye Reisi Osman Ağa’nın (Topal=Gazi) başkanlığında binlerce kişi Protesto Mitingi yapmış ve Sadrazama ültimatom göndererek Hükümeti göreve davet etmişlerdi (Köse, AGO/2008). Daha önce de memlekete hizmetleriyle karşımıza çıkan Topal Osman Ağa karakteriyle birlikte Alparslan Gurubu kurucusu Tirebolulu Hüseyin Avni (Alp Arslan) hem bölgesel hem de ulusal kahramanlar kısmında mühim bir yer işgal etmektedirler. Her ikisi de Çepni Türkü olan bu tarihî şahsiyetlerden Osman Ağa, Erzincan Mütarekesi sonrasında Rus Ordusunun ricatini Batum’a kadar takip eden 700 kişilik gönüllü gurubun başında bulunmaktadır. Millî Mücadele başlangıcında Pontus Devleti kurma hayalindeki tedhişçi Rum çetelerine karşı efsanevi bir mücadele örneği sergilemiş ve Giresun - Harşit yöresindeki terör faaliyetlerinin kökünü kazımıştır (TO, 21.yy.TE). Sonrasında ise Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle kurulan XLVII.Giresun Gönüllü Alayının başına geçmiş ve yine M. Kemal Paşa’nın emriyle onun hususi muhafız birliğinin başı olarak Ankara’da görev yapmıştır. Bilindiği üzere Cumhuriyetin ilanı öncesinde Nisan 1923’teki vefatına kadar bu özel vazifede kalmıştır (TO, 21.yy.TE).
Tirebolulu Hüseyin Avni Alp Arslan ise Topal Osman Ağa’ya göre belki daha az tanınan fakat çok iyi yetişmiş bir asker ve kültür tarihi konusunda makaleler yazarak fikir beyan eden önemli bir şahsiyettir. Giresun Askerlik Şube Başkanlığı ve Giresun Kaymakamlığı gibi görevlerde bulunan Hüseyin Avni Bey, hem sayıları 27 bini bulan azınlık çetecilerine karşı hem de Kuva-yı Milliye’ye destek adına 3 bin kişilik Giresun Nizamiye Alayını ya da diğer adıyla Alparslan Gurubunu kurmuştur (Köse, AGO/2008). Zira Hüseyin Avni Bey, Giresun’unda yayınlanan Işık, Gedikkaya ve Yeşil Giresun gibi yerel gazetelerde ‘Alp Arslan’ müstear adıyla yazılar yazarak halkı bilinçli bir şekilde Millî Mücadeleye katılmaya çağırmıştır (Agy, AGO/2008). I:Dünya Savaşı’nda bilhassa Ruslara karşı Harşit Müdafaasında savaşan tecrübeli askerler, XXXVII.Tümende ve Teşkilat- Mahsusa Alayında savaşan gönüllüler ile yöredeki 18 - 19 yaşındaki Çepni delikanlılarından oluşan Alparslan Gurubu Orta ve Doğu Karadeniz bölgesindeki aktif faaliyetleriyle M. Kemal Atatürk’ün de takdirini kazanmıştır. Bu gençler çok ilginç bir biçimde yöresel ıslık dili olan ‘Kuşdili’ ile vatan hizmetine çağrılmışlardır. Bunun yanı sıra Kazım Paşa’nın (Karabekir) talebi doğrultusunda Osman Ağa ile birlikte hazırladıkları ve yöredeki Çepni gençlerinden oluşan 1.000 kişilik taburu Kars’a sevk etmişlerdir (Köse, AGO/2008). Sivas ve Tunceli’deki Koçgiri Ayaklanmasının bastırılmasında da başrolde görev yapan Hüseyin Avni Bey, Sakarya Savaşı’nın en çetin mevzileri olan Mangaltepe ve Gökyüzü sırtlarında çarpıştıktan sonra 30 Ağustos 1921 günü alayının başında şehit düşmüştür. Başında bulunduğu XLII.Alayın da neredeyse tamamı komutanlarıyla birlikte şehadet şerbeti içmişlerdir (TO, 21.yy.TE). Ondan geriye kalan ve ‘Tirebolulu Hüseyin Alp Arslan Risalesi’ olarak bilinen eser araştırma konularımızdan biri olan Çepni Kültürü için de mühim bir kaynaktır. Zira Türk Yurdu Dergisinde de etno-kültürle alâkalı yazılar yazan Avni Alp Arslan, meşhur risalesini Divân-i Lügat-i’t Türk ağırlıklı kelimelerden müteşekkil arı bir Türkçe ile kaleme almıştır (Yüksel, TDTD/CV:34).
 
1.4.2. Cumhuriyet Devrinde Çepniler
 
Cumhuriyetin ilk yılları ülke genelinde bir tamir ve tedavi evresidir. Öncelikli olarak da iktisadî hareketliliği sağlama faaliyetleri göze çarpmaktadır. Tarih boyu maden yatağı olarak kullanılan bir yörenin yeraltı zenginliklerinin çıkarılması için başka bir çare olmadığında ilk iş olarak yabancı şirketler devrede tutulacaktır. Millî Mücadele biterken (1922) Fransız Şark Keşif ve Tetkik Komitesi’ne Anadolu’da sadece Harşit Havzasında maden arama ve işletme izni verilecektir (BOA-CAK, 1506/73-45/30..18.1.1:4.54.2.). 1923’te ise Lozan’da da yer alan Chester İmtiyazları çerçevesinde Amerikan kalkınma Kumpanyası’na Anadolu’da 5 bin kilometrelik demiryolu yapma ve maden imtiyazları verilmiştir. Bu ray hatları arasında yöreyle ilgili olarak Doğu Anadolu – Karadeniz Demiryolu da yer almaktadır. Erzurum’dan gelecek olan hattın bölge geçişinin ya Harşit Vadisinden ya da Zigana Dağı üzerinden yapılması düşünülmüştür. 1924 yılında ibre Torul - Trabzon istikametinde iken 1926’da ibre Harşit Vadisi - Tirebolu cihetine dönmüştür (Yüksel, GTY/YT:2010). Sonuç olarak her ikisi de gerçekleşmemiş, ancak 1927’de Görele ile Tirebolu arasından denize dökülen Harşit Nehrinin sahil çıkışında bir asma köprü yapılarak hizmete açılabilmiştir (BOA, 15930/30..10.0.0:154.89..30.). Demiryolu macerası uzak bir zamana ertelen yöre için 1933 yılında bu kez karayolu yapımı gündeme gelecektir. Harşit - Torul Şosesi olarak adlandırılacak bu yolun yapımı da diğer yolun akibetine benzemiştir. 1935’te Başbakan İsmet İnönü’nün, 1936’da da Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ın incelemeler yapma adına geldiği Harşit Vadisi için mutlu son ancak 1952’de, o da motorlu taşıtların güç bela gidebildiği, dar şeritli, adi şose mahiyetinde hizmete açılabilmiştir (Yüksel, GTY/YT:2010). Hâlbuki bu yolun açılabilmesi için Harşit isminin gündemde tutulabilmesi adına yöre halkı daha önce de değinildiği gibi üstüne düşeni on yıldan fazla zamandır bihakkın yapmıştır. Bu yol meselesini en az Harşit Havzası Çepnilerinin önemsediği kadar biz de önemsemekteyiz. Zira yüzyıl boyunca yöre halkına yönelik birkaç hizmetten biri olarak bilinen bu yol, yaşadıkları zor coğrafyanın bedelini bin yıllık tarih şeridinde fazlasıyla ödeyen Çepnilerin biraz hayvancılık ve biraz fındıktan ibaret geçim kaynakları için de bir çıkış yoludur. Karayolunun rantabl hale getirilmesi için 1975’te, demiryolu güzergâhı içinde 1976’da etütler yapılmıştır. Tirebolu - Torul Karayolu ancak 1998 yılında bitirilebilmiş fakat yüzyıl bittiği halde demiryolu inşasına başlanamamıştır (Yüksel, GTY/YT:2010).

İkinci önemli husus ise debisi yeterli ve akış ivmesi yüksek sayılan Harşit Çayına yapılacak elektrik santrali ve barajla yörenin kaderini olumlu etkileyecek bir projenin yapımına niyet edilmesidir. İktisadî verilerini Çepnilerde Ekonomik Durum bölümünde paylaşacağımız barajın tarihî serüven kısmını vermekle yetinelim. 1969’da Elektric Power Development Company firmasına Kürtün Barajı ile ilgili bazı harita paftalarının Japonya’ya götürülmesine dair izin istenecektir (BOA, 125946/113-121541/30..18.1.2:241.72..20.). İhale aşamasına 1986 yılında gelen barajın 2000 yılında yapımının bitmesi düşünülmüş ve ancak 2002 yılında tamamlanabilmiştir. Öncesinde Harşit Nahiyesinde kurulan Harşit Santrali’nden (küçük çaplı HES) ötürü Doğankent[3] olarak 1964’te ismi değiştirilen bucak 1990 yılında ilçe yapılacaktır (Yüksel, www.moryagmur.com). Aynı şekilde Harşit Havzasındaki diğer büyükçe yerleşim yerleri olan Kürtün, Çanakçı ve Güce[4] de 1990-1991 yıllarında ilçe olacaklar ve hiç olmazsa bu şekilde Devletin her ilçe birimindeki standart hizmetleri alma imkânı bulacaklardır. Bu arada 1989’da yine büyük bir sel felâketi geçiren Kürtün’ün merkezi Bakanlar Kurulu kararıyla Cayra’dan 5 km. daha aşağıdaki Uluköy’e nakledilecektir. Cayra ise Süme, Konacık ve Karaçukur köyleriyle mahalle düzeninde birleşerek Özkürtün adıyla yeni bir belde olacaktır. Böylece XIX. yüzyıl belgelerinde karşımıza çıkan Aşağı Kürtün - Yukarı Kürtün örneğinin bir benzeri tekrarlanmış olacaktır. Bu aşamada Harşit Havzasının en şanslı beldesi nehrin denize döküldüğü yerde bir liman işlevi gören Tirebolu kentidir. Asırlar önce yalnızca bir kaleden ibaret olan Tirebolu coğrafyanın sağladığı avantajları kullanarak yörenin doğal merkezi ve çıkışı haline gelecektir. Son olarak; Cumhuriyet Devrinde yörenin kısmen ihmal edilmiş bir görüntüde olması araştırmamızın bu faslının da sınırlı kalmasını sağlamıştır. İnşallah XXI. yüzyıl Harşit Havzası Çepnileri için tarihî arka planlarına yakışır bir şekilde gerçekleşir.     



[1] Diğerleri; Kangana Şehitliği, Salihoğlu Şehitliği ve Güzeloluk Köyü Dağ Şehitliği’dir (Zengin, TT/YG:4).
[2] Güvende Pazarı ya da Yaylası olarak bilinen yer. Osmanlı Devleti sanki olacakları önceden sezmiş gibi Hicrî 1331 (1912) başında Kürtün Nâhiyesi Hükümetinin yazın Gövün/Güvende mevkiine ianeten (yardım yoluyla) inşa olunan Hükümet Konağına naklini istemektedir (BOA, 169/85:MV.).
[3] Enver Paşa zamanında da Harşit ismi ‘Büyüksu’ olarak değiştirilmek istenmiş ancak tutmamıştır (www.dogankentonline.com).
[4] Güçlü, çetin, meşakkatli, yorucu anlamlarına gelen Güce, Torul’un Sapmaz Köyü ve Kürtün’den gelen Çepnilerin kurduğu kabul edilen bir yerleşim yeridir (www.gucehaber.com).
Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi