Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
EDEBİYATIMIZDA HARŞİT

 

2.7.2. Edebiyatımızda Harşit
 
Çepniler, Harşit, yaylalar, horon gibi kavramlar; sevdalık, sıla, hasret vb. duygularla karıldığında çoğu zaman ortaya hem hayli dokunaklı hem de sosyo-kültürel açıdan okunaklı ürünler çıkmaktadır. Bunların en güzellerinden biri akademisyen Tacettin Şimşek’in yazdığı “Yirmidokuzuncu Şehir” başlıklı şiiridir (Şiirler, GU/XVI:48):
 
Biz yayla yürekli çocuklardık
Hani turnalar geçse üstümüzden
Bağrımız çayır çimen
Bir Harşit vardı sevdamızı bilen
Bir biz vardık
Biz yayla yürekli çocuklardık
 
Harşit’in yanı başında bir yerde
Düşlerimizden saraylar kurardık
Can eriği gözlerle elma bahçelerinde
Harşit’in sularına baktıkça biz
Say ki bahtımıza ayna tutardık
Biz yayla yürekli çocuklardık
 
Ufkumuzda uçup geçen ne varsa
Kular mı bulutlar mı
Sorardık uzaklardan haber var mı
El sallardık
Erzurumlara Almanyalara
Çocuksu Selmalar yollardık
Biz yayla yürekli çocuklardık
 
Bizim tarihçemiz Harşit’te akar
Bizim gönül haritamızda Harşit
Bir gün uyanıverdik gençlik uykularından
Oysa biz bir zamanlar
Harşit’te körebe oynardık
Biz yayla yürekli çocuklardık
Sabahattin Kömürcüoğlu ise “Gümüşhane Ağıtı” şiirinde yörenin coğrafî zorluğunun getirdiği yoksunluğu hem bir mahzun ağıt hem de hazin bir ninni gibi dile getirmektedir (Şiirler, KVG/VII:22):
Gümüşhane dağlarında kara yazımız
Yok oğul ekmeğimiz tuzumuz
Gurbet ele düşmüş oğul kızımız
Ninni bebek ninni yavrum
Ninni oy
 
Gümüşhane dağlarında meler kuzumuz
Derindir yaramız dinmez sızımız
Ninni bebek ninni yavrum
Ninni oy
 
Gümüşhane dağlarından Harşit beslenir
Akarsular yüreğimde seslenir
Ninni bebek ninni yavrum
Ninni oy
 
Gümüşhane dağlarında bir yaban gülü
Bir kor olmuş yüreğime gömülü
Ninni bebek ninni yavrum
Ninni oy !..
Nurettin Özdemir coğrafyanın nasıl vatan yapıldığını mısralarda kısa fakat öz olarak anlatmaktadır (GŞCİ, KVG/XIII:7): “Vatan Antalya’da bir mavi su / Poshof’ta bir çorak tarla / Gümüşhane’de bir yemyeşil bahçedir..” Halk ozanı Âşık Çepni’nin yazdığı “Çepni Kızı” şiiriyse sevdalık üzerinden Çepni boy yaşantısının tarifi gibidir. Yaylak - kışlak hayatı, giyim - kuşamı, çalışması - yürüyüşü, gündelik hayatın yerel motifleriyle aktarılarak adeta bir kültür havuzu sunulmaktadır (ÇKŞ/www.cepni.net):
Yanakları gamzeli, gerdanı kar beyazı
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
Kışın köyde çalışır, yaylada geçer yazı
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Nasır tutmuş elleri yayla otu kokuyor
İskemleye oturmuş kara dastar dokuyor
Rahvan yürüyüşüyle nice canlar yakıyor
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Kınalı saçlarını yaşmak altında toplar
Narin ayaklarında alacalı çoraplar.
Görenlerin içini tuhaf bir duygu kaplar.
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Kesmiş fındık çubuğu, örüyor seleğini
Kuşlukta yayık yayar, doldurur küleğini
Mevlâmız Akkese’ye indirmiş meleğini
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Beyaz entari giymiş, benzemiş kardelene
Altı aylık tay gibi, gelene bak gelene!
Bir de sen gülmez misin gül yüzüne gülene?
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Erişti göç zamanı, ayrılık günü yakın
Bir kez daha göreyim, örtme yüzünü sakın
Hamaylısı boynunda; şu güzelliğe bakın!
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
 
Obalının düşüsün, ulaşılmaz hayalsın
Bu ne işve, bu ne naz; ander kaybana kalsın
Altüst ettin dünyamı, seni yaratan alsın.
Belinde peştamalı, çarıklı Çepni kızı.
İbrahim Yılmaz, “Harşit Vadisi” isimli şiirinde Harşit Havzasının tarihî arka planını ve düşmanla amansız boğuşmasını işlemektedir. ‘Yaman bir türküdür özgürlük’ diye tarif ettiği varlık - yokluk mücadelesini aktarırken Rus’un, Ermeni’nin eline geçmemek için Harşit Çayına kendini atanların hatıralarını da yâd etmektedir (HV/www.antoloji.com):
Zulmün katmerli yüzünü gördü Harşit vadisi 
Kan ter içinde düştü yerlere Sis dağlarının etekleri 
Teslim olmadılar ecele sabahın özgür çiçekleri 
Harşit vadisinde yankılanan kahır seslerini duydum 
Gördüm kurşunların kanun olduğu gündü yurdum 
Kopardılar yıldızları kadınların gözlerinden 
Çocukların mahzun yüzünü tarih anlatsın size 
Koynunda yatan gecenin dallarında asılı kaldı ağıtlar 
Kirletmedi namusunu ve vatan toprağını 
Boydan boya yatan Kop dağları 
Naralardan öfkeyle ayağa kalkan marşlar 
Ezber bozan bir gerçekti direnen aslanlarımız 
Düşman vadiye dağlardan iniyordu bölük bölük 
Bizim olan dağlardan saldırıyordu alçakça 
Yıkamaz içimizdeki siperleri bin koldan saldırsa da 
Harşit vadisini inletiyordu top mermileri 
Gel gör ki düşmanın azmini boğuyordu 
Yüreklerden kopup gelen Allah Allah sesleri 
Her akşam güneş batarken Sis dağlarından 
Gecenin ve yıldızların sahibine sığınıp her sabah 
Aslanlar gibi yeniden doğardık anamızdan bismillah 
Harşit vadisinde vatan ve namus cengi var 
Kuşlar gibi ormana sığındı çocuklar ve kadınlar 
Sis dağlarını sarmış düşman çeteleri 
Karabulutlar kaplamış Harşit vadisini 
Yaman bir türküdür şimdi özgürlük 
Göğsümden toprağa düşen 
En mahrem duygu ah memleketim 
Şimdi anlıyorum ki vatansız millet yetim 
Hainlik ve zalimlik kol geziyor namussuzca 
Kadınlar ve çocuklar kirletmemek için ırzlarını 
Canlı bedenlerini attılar Harşit çayına korkusuzca 
Kardeşler kardeşler diye haykırsam 
Duyar mısınız Harşit vadisinin şanlı tarihini 
Duyar mısınız hala hatıralardan silinmeyen zulüm seslerini 
İsterseniz sis dağlarının ağıtlarını dinleteyim sizlere 
Ormanları yakan kadınların ve çocukların çığlıklarını 
Dinleyin bak yürekten dinleyin; 
İnleyen nağmelerde gözyaşımın sesi var 
Harşit vadisinde bir destanın kalbi atar
O gün taş taşa ses verdi de ser vermedi yiğitler 
Bir karış vatan toprağını zalim düşmana vermediler 
Bir hayınlık gecesiydi öfkemizi kabartan işgaller 
Kişneyen atları andırırdı kükredikçe Harşit vadisi 
Düşmanları yerle bir etti arslanlarımızın azmi
Mustafa Nihat Malkoç özlemini “Ben senden uzakta nasıl yaşarım / Harşit olur deli dolu taşarım” diyerek dindirdikten sonra “Dağlar birbiri ardınca yaslanır / Kürtün’de silah kınında paslanır” mısralarıyla da Çepnilerin silah merakını dile getirmektedir (GÖ/www.forumdas.net). Zira yörede eskiden evlerdeki atölyelerde her türlü silah takliden imal edilebilmektedir. Bundan hareketle 1991 yılında bu yeteneğin değerlendirilmesi amacıyla Kürtün Silah Sanayı A.Ş. (KÜSSAN) firması kurulmuştur.
Silah ve yiğitlik deyince Giresun yöresinin Köroğlu’su sayılan ve daha madencilik bahsinde yabancı sermayedarlara bir hayli korku veren Micanoğlu Hüseyin Bey’le ilgili meşhur türkünün birkaç kıtasını aktarmakla yetinelim (Yüksel, DKA/www.harsitvadisi.com):
Esbiye"nin pirinci
Ayvasıl"ın[1] turuncu
Ağaların içinde
Aslan Mican birinci
Karisar"ı[2] ben yaktım
Giresun"a ev yaptım
Darılmayın kardaşlar
Beyler ağzına baktım
Mican sen öleceksin
Kabire gireceksin
Dokuz tahta altında
Ne cevap vereceksin
Son olarak Bayburtlu Şair Zihnî’nin (ö.1859) “Müseddes / Hamsi” gazelinde geçen aynı yazılan fakat ayrı anlamlandırılan Hurşitabat sözcüğüyle değinmekte fayda var. Giriş kısmında Harşit’in Hurşit kelimesiyle alâkanlandırıldığını hatta yöreye bazılarının Hurşit-abad ismi verdiklerini beyan etmiştik. Bir beytinde; “ Seri hem gerdeni muhtâca vefk-âsâ hamâildir / Dökülür hamsiye sim ü zeri Hurşîd-âbâdın” diyerekten Harşit yöresinde çıkarılan altın ve gümüş madenlerinin Harşit Nehri vasıtasıyla hamsiye döküldüğü tasvir edilmektedir (Goloğlu, 200:191). Bir başka beytinde ise “Bu şehr içre aceb pek mu’teberdir der-be-der hamsi / Anı ey Zihnî bilmez sâiri Hurşîd-âbâdın” diyerek de Trabzon (Hurşid-abad) yöresi dışındakilerin hamsinin kıymetini pek bilemediklerini betimlemektedir (Age:191). Bu şekilde aynı kelime hem nehir hem de şehir anlamında kullanılarak aynı zamanda edebî bir sanat gerçekleştirilmiştir.
 
 
 
 
 
 
 


[1] Eynesil’in eski söyleniş şekli.
[2] Giresun’a bağlı Şebinkarahisar.
Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi