Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
KÜRTÜN; 630 YILLIK HİKÂYE - II

 

D – ALTIBUÇUK  ASIRLIK HİKÂYE
 
         Yıl: 1380, yer: Kürtün. Harşit Nehri’nin yukarı vadilerini kendilerine ‘kışlak’, yaylalarını da ‘yaylak’ olarak seçen ‘konar-göçer’ Çepniler, bir yandan da Trabzon Rum Devleti’ne gaza gayeli akınlara başlamışlardır. Bu akınlardan birçok ganimet ve Hıristiyan (Rum) esirlerle dönüldü.
            Daha evvel Bayramlı Beyliği’ne, Akkoyunlulara ve Niksar Hâkimi’ne kız vererek akrabalık tesis eden III.Aleksios, onlara güvenerek Harşit Çepnileri üzerine bir sefere çıktı. Kuvvetlerinin yarısını Harşit Deltasının doğusundaki Bedrama Kalesi’ne sevketti. Diğer kısmıyla kendisi Harşit Irmağı boyunca ilerleyerek Yukarı Harşit vadisindeki Çepni kışlaklarını bastı. Ve büyük bir katliam yaptı, çadırları yerle bir etti ve Hıristiyan esirlerini kurtararak Vakfıkebir’e döndü. Bedrama Kalesi’ndeki Rum kuvvetleri de güneye doğru ilerleyerek Erikbeli geçidi üzerinden (Tonya) Kürtün’e vardılar. Kürtün ile Süme (Suma) Kalesi çevresinde büyük bir yağma ve katliam hareketine başlayan Rum kuvvetlerini bu kez bir sürpriz bekliyordu.
            Çepniler, I. Baskın sonrası derlenip toparlanmış ve teşkilatlı bir biçimde karşı koymaya başlamışlardı. Rum kuvvetleri Çepni savaşçıları karşısında tutunamadılar ve perişan bir şekilde kuzeye, sahile çekilmeye başladılar. Ama Çepni Türkleri onların peşini bırakmadı ve tâ Beşikdüzü’ne kadar da kovaladılar. Çepniler III.Aleksios ve kuvvetlerini aradılarsa da bulamadılar ve zaferle Kürtün’deki kışlaklarına geri döndüler.
            Bu arada diğer Çepniler, Hacı Emir Bey’den sonra Bayramlı Beyliği’nin (Hacıemiroğulları da denir) başına geçen Süleyman Bey’le 1386’da Niksar Hâkimi Tacettin Bey’i yenmiş ve 1396 yılında da çevresi zaten alınmış olan Giresun şehrinin kalesini de almışlardı. Bayramlılar akabinde Tirebolu, Görele, Eynesil, Beşikdüzü ve Şalpazarı’nı da fethettiler.
            15.yy başlarında giderek daha güçlü bir devlet haline gelen Osmanlılar da Anadolu birliğini sağlama adına Doğu Karadeniz bölgesine baskıya başlar. 1460’da başa geçen David Komnenos, Akkoyunluların büyük hükümdarı Uzun Hasan Han’a güvenerek Osmanlı’ya artık vergi vermeyeceğini ve hatta eski vergilerin de geri alınacağını ilân etti. Bunun üzerine Fatih Sultan Mehmet, 300 parçalık Donanmayı denizden Trabzon üstüne gönderdikten sonra kendisi de Orduyla karadan Sivas üstünden Gümüşhane’ye harekete geçti.
            Gümüşhane’nin sarp ve kayalık dağlarını usta manevralarla aşan Fatih, İstanbul’un Fethinde gemileri karadan yürütmesi gibi beklenmedik bir şekilde Zigana Dağı üzerinden bir geçit yolu açtırmış ve Trabzon Rum Hükümdarını da şaşırtarak Trabzon’a girmiştir (1461). Bu fetih ile zaten dar bir kıyı şeridi dışında uzun süredir Türk hâkimiyetindeki bölgenin Türkleşmesi tamamlanmış oldu.
            Bu fethin gerçekleşmesinde Çepniler de önemli rol oynamışlardı. Kürtün Hâkimi Melik Ahmet Bey, Tirebolu’nun doğusundaki Bedrama Kalesi’ni fetheylemiş, hatta savaşçılıkları ve hizmetleri Osmanlılarca o kadar beğenilmiştir ki Çepni Beylerine iç bölgeler tımar ve zeamet olarak verilmiş, Çepni halkı da devlet hizmetinde sayılarak vergiden muaf (müsellem) tutulmuştur.
            Ayrıca mahallî kaynaklar fetih sonrasında 100 bin Çepni Türkünün Trabzon’a yerleştiğini ifade eder.
 
         E – MÜSTAKİL KÜRTÜN BEYLİĞİ
 
         Bölgenin diğer güçlü Türk devleti olan Akkoyunlular bu gelişmelerden memnun olmadı. Trabzon Rum Hükümdarının kızıyla evli olan Uzun Hasan Bey, hem akrabalık gereği varis olmak kaydıyla hem de eski haraçgüzarı olan Trabzon üzerinde Osmanlılardan hak iddiasında bulundu. Yapılan Yassıçimen Antlaşması’na (1461) göre bağımsız Beylerinin komutasında kalabalık kütlelerle yaşayan Çepniler ve merkezleri Kürtün ayrı bir Beylik sayılıp iki büyük devlet arasında tampon bölge olarak kabul edilmiştir.
            Lâkin Osmanlıların Rumeli’de fetihlerle meşgul olmasından istifade eden Akkoyunlular, 1467’de Gümüşhane’yi hâkimiyetlerine alarak antlaşmayı bozmuşlardır. Bu sırada Kürtün Beyliği de Akkoyunlulara tabi olmuştur. Hatta 1469’da Uzun Hasan Han adına Bitlis’in fethinde bulunan İl Aldı Bey, Çepni boyundan idi.
            En sonunda beklenen oldu ve 1473 yılında iki büyük Türk Devleti; Osmanlılar ile Akkoyunlular, Erzincan yakınlarındaki Otlukbeli Ovası’nda karşı karşıya geldi ve Fatih Sultan Mehmet, Uzun Hasan’ı büyük bir bozguna uğratarak Doğu Anadolu’yu da hâkimiyeti altına almıştır.
            Nihayet Fatih’in fermanıyla oğlu Amasya Sancak Beyi Veliaht Şehzade Beyazıd, 1478’de Torul üzerine Mehmet Paşa’yı “Torul üzerine doğrul” diyerekten, 1479’da da Kürtün üzerine Rakkas Sinan Bey’i gönderir ve buraları aldırarak ebediyen Osmanlılara bağlar.
            ‘Kürtün Fatihi’ olarak anılan Sinan Bey, 1483’e kadar bizzat yönettiği Kürtün Bölgesinin idare merkezinin Cezre denilen bir kale olduğunu Trabzon’da kendi adına yaptırmış olduğu Kulaklı Çeşme Kitabesine yazdırmıştır.
            Böylece 1461 – 1479 yılları arasında 18 yıl süren müstakil Kürtün Beyliği de sona ermiştir. Bundan sonraki devre Cumhuriyet’e dek kesintisiz Osmanlı devresidir.
 
         F – OSMANLI ARŞİVLERİNDE KÜRTÜN
        
         Kürtün ve havalisi ile ilgili ilk arşiv belgesi Hicrî 891 (1486) yılına ait Trabzon Sancağı Tahrir Defteri’dir. Tahrir Defterinde bu bölgenin adı Vilâyet-i Kürtün ve Vilâyet-i Torul olarak 2 idarî birim halinde Turabozan (Trabzon) Sancağı’na bağlı olduğunu görüyoruz. O zamanki literatürde ‘vilâyet’ kelimesinin ‘il’ yerine daha çok beylik, bölge ve en çok da nahiye anlamında kullanıldığını belirtelim.
            Yılmaz Öztuna’nın Büyük Türkiye Tarihi’nin 13. cildinde belirttiği şekilde Trabzon sancağı 1515’te 8 kaza (kadılık) idi: Trabzon, Rize, Hemşin, Of, Arhavi, Kürtün, Torul, Pazar. Trabzon Merkez Kazasının 5 nahiyesi, Arhavi Kazasının 6 nahiyesi, Kürtün Kazasının da 12 nahiyesi var idi. Bunlar; Kürtün Merkez, Giresun, Tirebolu (Diribolu), Görele, Bedrama (Bedirme), Çepni, Karaburun, Yağlıdere, Yüreğir (Üreğir), Elkerimli (Elkiyomlu), Has (Bayramaoğlu), Alahnas (Gümüşgöze).
            1515 yılı Trabzon Tahrir Defteri üzerinde incelemeler yapıp yayınlayan Faruk Sümer ise Kürtün kelimesi yerine Çepni (Vilâyet-i Çepni) kelimesini kullanır ve Kürtün’ü de Çepni İlinin 7 nahiyesinden biri olarak gösterir. Yine kendi ifadelerinden öğrendiğimiz; Trabzon’un güneyindeki dağlara Çepni Dağları adı verilmesi, Çepnilerin kışlaklarının Kürtün ile Doğankent (Harşit) arası olması gibi nedenler bizce Çepni kelimesinin Kürtün adı yerine kullanıldığını göstermektedir.
            Yine Sümer Hoca’nın tespitleriyle; bölgedeki 162 köy arasında gayrimüslim köye rastlanmaz ve bu bölgedeki toplam vergi nüfusu 6.773’tür ki bunun 4 veya 5 ile çarpımı da 30 bin olarak o zamandaki genel nüfusu verir. Ve bu bölgede ezici bir çoğunluk teşkil eden Türklerin azamisi Sünnî (Hanefî) idi. En çok rastlanılan isimlerse; Ahmed, Mehmed, Mahmud, Ali, Mustafa, Ömer, Osman, Bekir, Hasan, Ramazan, Hüseyin, İbrahim, Süleyman ve Menteşe, Özlemiş, Aygud, Boğa, Tursun, Turahan, Bayram, Satılmış, Aydın, Durmuş, Tanrıvermiş’tir.
            1523 (H. 929) ve 1530 (H. 936) tarihli Trabzon Sancağı Tahrir Defterlerinde Osmanlı genelindeki düzenli nüfus artışına paralel olarak yöredeki Çepnilerin nüfusunun da epeyce arttığı görülür. 1554 yılında Trabzon’da 23 mahallede 1.723 vergi nüfusu bulunmaktadır. 35 yıl sonraki 1589 tarihli Tahrir Defteri’nde de bu artışın sürdüğü görülür.
 
         G – BÖLGEDE SAFEVÎ NÜFUZU VE ŞİÎLİK
        
         Yine Prof. Faruk Sümer’in dediği gibi “Anadolu’daki dinî hareketlerin ekserisinin Çepni boyu ile bir ilgisi vardır.” Baba İshak İsyanı, İlhanlı Hükümdarı Olcaytu’nun 12 İmam Şiîliğini kabulü ve Safevîlerin kuruluşunda olduğu gibi.
            Tirebolulu Hüseyin Alp Arslan’ın risalesinde şu ifadeler yer alır: “Çepniler ilk önce Türkeli’nden İran toprağına göçmüş. Kızılbaşlık öğrenmiş. Bunlar İran’da pek uslu durmamış. Bundan ötürü Hanları kendi ilinde istememiş. Bunlar da Anadolu’ya geçmiş. Trabzon tigresinde (havali) pek çok hoca yetişmiş. Beyleri Sünnî olmuş da bunları gitgide Sünnî yapmış. Kızılbaşlık kalmamış. Ancak Giresun’un, Trabzon’un, Görele’nin yüksek köylerinde, Kürtün’de bugün bile (1921) Kızılbaşlık izi göze çarparmış. Kürtün’ün Şıhlı (Şeyhli) köylülerine ne türlü and versen korkmaz imiş. Ancak ‘Ahıl Baba, Pahıl Baba, Güvende Şeyhi, Vazalak Şeyhi, Tur Eri, Horoz Evliyası ocağına güm güm tabanca sıksın mı?’ dersen korkar, işin doğrusunu söylermiş.”
            Çepniler arasında Şiîliğin yaygın olduğu söylense de işin doğrusu 16.yy ve sonrasında gerek Çepni boyu gerek diğer Türkmen boyları arasında Şiîliğin o zamanki Anadolu görüntüsü olan Alevîlik az da olsa yayılmıştır. Fakat genelde hâkim motif Sünnîliktir. Tahrir Defterlerinde tespit edildiği gibi; nüfusu çok az olan yerlerde bile cami ve din görevlileri hatta aydın din adamları olması, kendilerine yaygınca seçtikleri Ömer-Osman-Bekir vb. sahabe adları, tekke ve zaviye gibi kurumlar ile şeyhlere ve müderrislere sahip olmaları bunun ispat noktalarıdır.
            1515 yılı Tahrir Defteri’nde bu durum şöyle ifadelendirilir: “Bundan evvel Kızılbaş (Safevîler) gaflet ile gelüb, Kürtün Vilâyeti’ne girüb, reaya (halk) zaruri (zorla) itaat edüb bile (beraber) gitmişler idi. Mülkleri satıldıktan sonra yine vatanlarına gelüb, mülkleri kendülerine emrolunmuş (verilmiş) idi. Şol reaya ki gelüb mülküne mutasarrıf oldu hoş ve illâ gelmiyen reayanın ve gelüb mülküne mutasarrıf olmıyan reayanın mülklerine her kim tasarruf iderse (sahip olursa), bennek resmin (çiftlik vergisini) ve öşrün (toprak vergisini) ve sair rûsumun (diğer vergileri), sahib-i tımara eda eyleye (tımar sahibine ödesin).”
                                                 
         H – MADENLERDEN DEFTERLERE YANSIYAN TARİH
 
         1554 ile 1839 arasında muntazaman tutulan Mühimme Defterlerini inceleyip neşreden Prof. Fahrettin Kırzıoğlu’ndan öğrendiğimiz kadarıyla Gümüşhane havalisinde çıkarılan bakır, gümüş, kurşun, altın, çinko, krom gibi madenlerin yatakları Harşit Vadisi boyuncadır. Konumuz olan Kürtün’de çıkarılan madenler ve çıkarıldıkları yerler ise şöyledir:
·        Kürtün Şeyhler Deresi – bakır
·        Kürtün Emrek Köyü – bakır
·        Kürtün Fol Köyü – simli (gümüşlü) kurşun
·        Kürtün Emerik Köyü – simli kurşun
Bölgeden çıkarılan madenler Osmanlı Devleti’ne asırlarca önemli iktisadî gelir temin etmiştir. Bu kazançlar şu şekilde sıralanabilir:
1-) Kanunî Sultan Süleyman’ın 1534 Doğu Seferi’nde Canca veya Çanıça (Gümüşhane) Darphanesi’nin bastığı gümüş ve bakır sikkelerle sefer masrafları karşılanmış, asker ve memurların maaşları ödenmiştir. II.Selim (1566-1574) ve III.Murad (1574-1595) zamanlarında da bu durum devam etmiştir.
2-) İran, Gürcistanve Dağistan Seferlerinde, askerlerin ‘fındık’ adı verilen tüfek mermileri ile top gülleleri bölgeden çıkarılan kurşun ve bakırla üretilmiştir.
3-) Yörede çıkan kurşunlar kervanlarla Erzurum, Sivas, Tokat, Diyarbekir, Halep ve Bağdat’a ihraç edilerek gelir kazanılmıştır.
4-) Bölgedeki maden ustaları fethedilen yerlerdeki maden ocaklarına gönderilerek oraların işletilmesinde öncülük yapmışlardır.
5-) Maden yataklarındaki ahali de vergiden muaf tutularak maden işletmeciliğinde istihdam edilmişlerdir.
            Bölgedeki ocaklar en canlı devrini ünlü padişah IV.Murad (1623-1640) döneminde yaşadı. Nitekim 1641’de Gümüşhane’yi ziyaret eden Evliya Çelebi’nin ve hemen sonraki ziyaretçi (1647) Kâtip Çelebi’nin yazdıkları bunu doğrular.
            Kürtün Çepnilerinden olup da Görele’ye yerleşen ve burada rahat durmayıp önce eşkiyalık yapan sonra Espiye madenlerini mekân tutan bu taife (gurup), hem kamu düzeninin gereği hem de maden bölgelerine konulan giriş - çıkış yasakları uyarınca birkaç yıl içerisinde buradan kaldırılarak eski yerlerine (Görele) iskân edilmişlerdir.
 
         İ – KÜRTÜN’ÜN SONRAKİ HİKÂYESİ
                                                    
         1741’de Trabzon’a vali olarak atanan Torul’un Demirkapı (Manastır) Köyü’nden Üçüncüzade Ömer Paşa’nın giriştiği bayındırlık faaliyetlerinden birisi de Manastır – Torul üzerine yeni bir yol açtırmaktı. Torul Tarihi’nin yazarı A.Güngör Üçüncüoğlu bu yolun Tirebolu – Kürtün yada Trabzon – Karaçukur istikameti olabileceğini belirtir. 1743’te yapımına başlanan ve Kürtün Merkez’e kadar getirilen yol, aynı yıl çıkan Dersim İsyanı’nın bastırılmasının Trabzon Valiliği’ne tevdi edilmesinden dolayı yarım bırakılmıştır.
            18.yy’ın II. yarısında da bölgedeki Lâz – Çepni – Gürcü rekabeti çatışmalar halinde sürmüştür. Bu yüzden Osmanlılar Trabzon’a hususi valiler göndermişler, onlar da bazen sertlik bazen siyaset yoluyla hadiselere hâkim olmaya çalışmışlardır. Sürüp giden Çepni yayılması ve otorite boşluğundan doğan âyan denilen feodal beylerin gittikçe kuvvetlenmesi bölgede nüfuz mücadelelerini de beraberinde getiriyordu. O kadar ki bu mücadeleler 19.yy’da devlete isyan edecek bir noktaya gelecektir.
            Giresun, Görele, Tirebolu, Tonya, Polatane (Akçaabad) ve Yomra âyanları Rize ile Hopa’nın âyanı ünlü Tuzcuoğlu Memiş Ağa komutasında Trabzon Valisi’nin kötü idaresine karşı ayaklanmışlar ve Trabzon’u işgal etmişlerdir. İsyan kısa zamanda yayılarak bütün Trabzon ve Rize havalilerine hâkim oldu. Buna karşılık Osmanlı Devleti, bölgeye önce içinde fırkateyn ve korvet bulunan küçük bir donanma, akabinde de o çevreden toplanan gönüllüler ve komşu valiliklerden toplanan askerî birlikleri sevk etmiş ise de isyan uzun süre Merkezî Otoriteyi meşgul etmiştir (1818 - 1834 Çürüksu Savaşları). Devlet bu 18 yıllık zaman diliminde af, sürgün, idam ve benzeri birçok siyasî yönteme başvurmak zorunda kalmıştır.
            Bir başka ilginç hadise de 1856 yılında yaşanan sel felâketidir. 3 gün 3 gece süren yağmurlar sonrası Harşit Deresi müthiş şekilde dolup taşmış, Torul ve Kürtün gibi yerleşim yerlerini harap etmiştir. Camisi dâhil yerle bir olan Torul bu sel sonrası Kale dibine taşınarak toparlanmaya çalışacaktır. Kürtün’ün de kolay kolay toparlanamadığını sanıyoruz. Zira 14 yıl sonraki şehir yıllığında (1870 Trabzon Eyalet Salnâmesi) adı Torul’un nahiyesi olarak yazılacaktır.
 
 
J – BUGÜNKÜ  KÜRTÜN
                                                    
         Trabzon’a 22, Gümüşhane’ye 8 saat uzaklığındaki Kürtün’de 1870’de Ali Ağa Nahiye Müdürlüğü yapmaktaydı. Kürtün’de o sıralar 543’ü Rum, 4.138’i Müslüman toplam 7.701 insan yaşamaktaydı. Rumlar 175 hane, Müslümanlar 1.383 hane; toplam 1.598 hane vardır.
            Yine salnâmeye (H. 1286) göre 18 Müslüman mektebinde 144, 3 Rum mektebinde 41 talebe okumaktaydı. 21 cami, 1 mescid, 1 medreseye sahip Müslümanların 1 müderris ve 18 hatibi mevcuttur. Buna karşılık Rumlara ait 7 kilisede 9 rahip görev yapmaktadır. Aynı yıl 3’ü terk edilmiş, 1’i faaliyette olmak üzere 4 maden ocağına sahip Kürtün’ün gelirleri 214.076, giderleri ise 30.788 lira civarındadır.
            Hicrî 1318 (1902) yılı salnâmesinde Torul’la beraber 43.635 nüfusla Gümüşhane Sancağı’nın en büyük kazasının içindedir Kürtün. Kendi başına nüfusu da 1.142’si Rum, 8.756’sı Müslüman toplam 9.898 kişidir.
            Nahiye Müdürlüğünü Celâl Bey’in yaptığı 1904 Kürtün’ünde 1 Hükümet konağı, 1 medrese, 1 cami, 2 kahvehane, 3 han, 3 dükkân, 1 değirmen; köylerinde de 30 cami ve mescid, 2 medrese, 14 mekteb, 11 kilise, 2.451 ev, 12 han, 50 fırın, 92 değirmen bulunmaktadır. Ayrıca Şıhlı ve Fol Köylerinde kurşun, bakır ve gümüş madenleri işletilmektedir.
I.Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı idaresinde kalan Kürtün, Kafkas Cephesi’ndeki Rus muzafferiyeti sonrasında Doğu Anadolu vilâyetleriyle birlikte Temmuz 1916’da işgal acısını yaşamıştır. Rus Ordusu içindeki Ermenilerin yaptığı katliamlardan Harşit Havzası da nasibini almış, yöre halkı evini barkını bırakarak ‘muhacirlik’e çıkmıştır. Gidemeyen kadınların gâvur eline sağ geçmemek ve ırzını, namusunu korumak için uçurumlardan kendilerini Harşit’e atmaları halen anlatılır.
            Rus İşgali’ne karşı Çepni Türkleri direniş kuvvetleri oluşturarak uzun zaman direnç göstermişlerdir. Kürtün sırtlarındaki Kabaktepe Şehitliği o günlerin mücadele izlerini ve mübarek şehitlerini hâlâ bağrında taşır. Bolşevik İhtilâli sonrasında Rusya’nın savaştan çekilmesiyle birlikte Kürtün 14 Şubat 1918’de resmen kurtuluşa ermiştir.
            Osmanlı hâkimiyetinden önceden beri bölgede yerleşik olan Rumlar, Millî Mücadele sırasında çete faaliyetleriyle sivil halka yönelik kıyımlarda bulunmuşlar ve emperyalizmin oyununa gelmişlerdir. Çepniler yalnız Harşit Havzası vadilerinde değil Doğu Karadeniz’in birçok yerinde Millî Mücadele’ye omuz vermişlerdir. Kurtuluş Savaşı’nın Sakarya ve Dumlupınar gibi hayat - memat muharebelerine de alay alay harbe iştirak etmişlerdir.
            Lozan Antlaşması gereğince Yunanistan’daki Türklerle Mübâdele (değiş tokuş) edilen Rumlar, Gümüşhane bölgesini de terk edip gitmişlerdir. Mübâdele sonrasında Kürtün’de Türk nüfusu 1925 yılında 9.183 olarak görülmektedir. 
            Cumhuriyet devrinde 1924’te Gümüşhane İli, Torul İlçesi’ne bağlı bir nahiye (bucak) olan Kürtün asırlar sonra 1990’da tekrar ilçe olmuştur. Halen ilçeye bağlı 31 köy bulunmaktadır.
            Tarihin akışına uygun olarak inişli çıkışlı bir grafik sergileyen Kürtün günümüzde 2.809’u Merkez, 13.083’ü de köyler olmak üzere toplam 15.892 nüfusa sahiptir. 1990 yılı verilerine göre bu nüfusun 7.235’i erkek, 8.657’si de kadın şeklindedir. Bu verilerdeki erkek nüfusun azlığı dışa dönük göçün genel rengini sergilemektedir.
            İl genelinde nüfus arışının eksi’ye dönük olması, Kürtün İlçesi’ni de aynı şekilde etkilemektedir. Tarih’i nüfus projeksiyonundaki gel-gitler ekonomik faktörlerle ölçülebilir. Maden ocaklarının işletilmesinden gelen zenginliğin terki, dağlar arasındaki beldede tarıma elverişli arazi azlığı, zor iklim şartları ve beklenmedik âfetler Kürtün tarihinin kilometre taşlarıdır.
            90’lı yıllarda başlayan kıpırdanma, dağları delik deşik eden tünellerle süslü Tirebolu – Gümüşhane yolu, ilçe olmanın heyecanıyla başlayan yapısal değişim, KÜSSAN A.Ş. ile yeni bir istihdamın kapısının aralanması, Avrupa’nın en yüksek köknar ağaçlarına sahip Örümcek Ormanları ve balık tesisleri, 70’i aşkın yaylası ve ünü Türkiye’yi aşan yayla şenlikleri, ‘onbinlerin dönüşü’ diyebileceğimiz yaz aylarındaki sosyo-ekonomik hareketlilik Kürtün’ün tarihini mazideki müreffeh seviyeye getirmek başlangıcındadır.
            Bilhassa yapımına 1986 yılında başlanan ve 2000 yılında tamamlanan Kürtün Barajı, bölgenin sadece iş ve iklim yapısını değil spor ve geçim alışkanlıklarını da değiştirme modundadır. Göl turizmi yayla turizmiyle atbaşı. Ve sarp dağlarla karakterize edilen Çepni Türklerin suyun mülâyemetiyle tanışması. Tarihte yeni bir dönem işte böyle başlıyor.
Baraj esintili bir kamelya altında tarihî derinliklere dala dala Kürtün hatırası olarak bir çay içmeye ne dersiniz?
 
 DAĞ   DENKLEMLERİ
 
Üç dağ bir Harşit eder Özkürtün
O da kısa ömrümün uzun yarısı
Alnımıza mor mürekkep püskürtün
Kayıtlara geçsin köpürme başarısı
 
Sarıç koyun güder gibi güder bulutu
Çıngırak zilleri gelir karşı yamaçlardan
İşte bu kuzu seslerinin toplu tabutu
Hem de en çabuk çürüyen ağaçlardan
 
Kazıkkaya her daim dumanlı
Ciğer dediğin kalorifer kazanı gibi yanmalı
Yiğit Ferhat susuzluğa harmanlı
Şirin’in kalbi ırmaklara kanmalı
 
Maden Tepe’ye aksedince akşam
Sessiz sedasız suya düşer ümitler
Akarım akarım denize kavuşamam 
Ve başlar ruhumdaki gel - git’ler
 
                                         Mayıs, 1999 – ÖZKÜRTÜN
 
KAYNAKÇA
Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi