Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
TÜRKİYE’DE YAHUDİ VE ERMENİ DÜŞMANLIĞI
2 yazılık sosyo-psikolojik bir analiz..

Geçen hafta ümmet birliğini savunan İktidar döneminde “tek millet” diyene dek alt kimlikleri millet sistemi saymanın ve ‘tek’ledikten sonra da adını koyamamanın getirdiği millî travmanın halkımızı panikleterek nasıl soyağacı / alt-üst soy arayışına ittiğini irdelemeye çalıştık. Meselâ bizim Karadenizsporlularda Rum veya Ermeni çıkma korkusu var. Çıksa ne değişecek; civciv mi, kuş mu?

Gizli bir toplumsal mutabakatla Türkiye’nin zencileri pozisyonu içselleştirilen Roman / Çingeneleri (bence Esmer-can) saymazsak Yahudilik ve Ermenilik noktasında bir karşıtlık ve derin bir endişe var. Zaten Esmer-can taifeleri temelde etnik guruplar olmaktan çok düşük meslekî guruplar olarak addedilmektedir. Dahası onlar da ya bu rolü kanıksadıkları veyahut umursamadıkları için yazılı olmayan sosyal akitte ‘en alttakiler’ kısmında da olsa yerlerini almış durumdalar.    

Gelelim Yahudi ve Ermenilere.. Buradaki durum daha çok anksiete hâlidir ve ağırlıklı olarak tarih referanslı eko-politik beka kılıfına sarılmış vaziyettedir. Biraz da siyaset ve şikâyet havzasında tüketim malzemesidir. Ki bu yüzden genel kabuller sorgulanmaksızın tekrarlanır. Oysa bu alanda da tarihsel gerçekliğe ve toplumsal birikimimize ters düşen ön yada son yargılar var.

Ermenistan diye bir devlet, varlığını ve milletleşme bağını Türk / Türkiye düşmanlığına bağlasa da; 93 Harbi’nden İstiklâl Harbi’mize değin dış birlikli Ermeni Komitelerince hem usûl hem de sayı bakımından anormal derekede Müslüman kıyımı yapılmış olsa da buradan sonuç olarak tüm Ermenilere düşmanlık çıkmamalı. 84’te başlayan PKK Terörü’nün ilk beş yılında nasıl ki örgüte yüz vermeyecek Kürt kökenli köyler kadın, çoluk-çocuk diğerleriyle birlikte hedef alındıysa Hınçak ve Taşnak Terörü de 1890 sonrasındaki ilk on yılında Osmanlı devletine sâdık Ermenileri diğerleriyle eş zamanlı olarak ailece hedef almıştır.

Oysa misyoner mekteplerindeki propagandaya karşı duran ve ortak yaşam kültürünü bozmamak için çabalayan kesimler de bulunmuştur. Büyük vaatlerin ve konjonktürel zeminin etkisiyle gençlerin öncülüğünde devasa kitleler gaza getirildiyse / geldiyse de I.Cihan Harbi’nde bile bizimle beraber şehit düşen Ermeni ve Rum vatandaşlarımız bulunmaktaydı. Azlık – çokluk kısımları her ne olursa olsun haksız genellemeler bu bağlamda boşa düşmektedir.

Etnoloji ve antropoloji gibi bilim dallarına tarih metodolojisiyle girersek sürprizlerle karşılaşabiliriz. Örneğin; Gregoryenlik nedir, Aziz Gregor kimdir, ilk kiliseler neden Kafkasya’da teşekkül etmiştir? Ermeni olgusu hangi etnisitelerden mürekkeptir ve bunun yüzdelik dilimde ne kadarı Türkî unsurlardır? En azından Anadolu’daki 950 yıllık Selçuklu ve Osmanlı tarihinde nereye kadar birliktelik yaşanmıştır?

Levon Panos Dabağyan’dan Agop Minasyan’a, Garkavets’den Abdurrahman Küçük’e, Aynakulova’dan Abdullin’e birçok yayın ve araştırma incelenebilir. Fakat mevzu yalnız akademik değil belki daha fazlasıyla kültürel kimlik ve duygu aidiyetidir. Yetmişli - seksenli yıllarda onlarca diplomatımızı öldüren ASALA militanları tabiî ki düşmanımızdı ama o teröristleri protesto etmek için Taksim’de kendini yakan Artin Penik bizdendi.

Yanızca “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” demiyoruz. Ne diyoruz Anayasa’mızın 66. maddesinde:  “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür.” Yani o bağı duyumsamadır önemli olan ve ‘biz diyebilmek’tir. Hissî aidiyetiniz yoksa hangi kökenden olursanız olun o millete ait değilsinizdir.

Afedersiniz ama Ermeni olmak, Çingene olmak yada Türkmen olmak, Yörük olmak değil de mesele adam olmak / insan olmak, toplum için değer ve fayda üretmektir.

Karakter ve ahlâk; işte bütün mesele bu!

 

“Türk odur ki; Müslüman bir anne babadan doğan, kulağına ezanla / kametle bir Müslüman ismi verilen, her türlü haltı yese de domuz eti yemeyen, mübarek gün ve gecelerde içmeyen, Cuma hassasiyeti olup arada bir kaçırsa da Cuma’ya giden, vatan - millet - din - devlet tehlikeye düştüğünde de kazma–kürek, balta–nacak alıp saldırana Türk derler. Bu tanım içerisinde ‘Hayır, ben Türk değilim’ diyecek bir Allah’ın kulu yoktur. Bu tanım içerisinde Hrank Dink Türk’tür, Orhan Pamuk Ermeni’dir; söylediğim cümleye göre.”

Türk tâbirinin kavmî bir tarif olmadığını bilen Yavuz Ağıralioğlu’nun ilginç tarifnâmesinde bile çaprazlamadaki olumsuz örnek Ermenilik kokar. Fakat asıl ihale Türkiye’de Yahudiliğedir. Zihniyeti, çıfıtlığı ve lânetliliği üzerinden oluşturulan olumsuz kanı bir asırdır yükselen bir grafikle genel kabul görmektedir. O kadar ki dünyanın bütün olumsuzluklarının arka planında onların varlığı dinî terminolojiyle desteklenerek seslendirilir.

Necip Fazıl demişmiş ya; “Yahudiler mi dediniz? Onlar, yumurtalarını pişirmek için dünyayı ateşe vermekten çekinmeyen lanetlilerdir” diye, bizim milliyetçi - muhafazakâr tayfa da yumurtası çatlasa veyahut ayağına taş çarpsa Yahudilerden bilir. Hem onların lânetlendiğini Kuran’dan duymuşmuş gibi aktarır hem de nerdeyse insanlığın kaderini Tanrımisal belirledikleri mitini yayarak üstün ırk nazariyesine bilmeden kovayla su taşır. Hâlbuki ikisi de Kur’anî değildir.

Ya nedir? Dünyada 15 milyon, Türkiye’de de 15-16 bin nüfusu olan din esaslı bu topluluğa Musevî denir. Kuran’da Beni İsrail olarak geçen İsrailoğulları yani Yahudiler ise bu din üzerinden milletleşen bir guruptur. Gerek Dünyadaki ve gerekse İsrail’deki toplam Musevî nüfus içerisindeki oranları 3’te 1 oranında olsa da kalan 3’te 2’yi de dinî milliyetçilik üzerinden Yahudi etnolojisine sokuşturmaya çalışıyorlar; biz de cehaletimizle destek oluyoruz.

2014’te Kocaeli Tarih Sempozyumu’nda Dr. Gerşom Qıbrısçı “Karaim in Nicomedia” başlıklı tebliğini sunarken Musevî bir Türk olduğunu söylediğinde onun hemşehrisi sayılabilecek bir tarih doçentimiz onun Yahudi olduğunu ve Türk olamayacağını beyan etti. İsrail nüfusu içindeki Etiyopya / Falaşa Musevîlerinin, Peru / İnka Musevîlerinin, Hindistan / Koçin Musevîlerinin, İtalyan / Romanyot Musevîlerinin, bizim Hazar / Karayit Musevîlerinin ve hatta Doğu / Mizrahî Musevîlerinin (Arap, Fars, Dağlı, Kürt, Tat, Gürcü..) dil ve kültürlerini yok sayarak yalnızca inanç tercihleri üzerinden tek tipleştirmek ne menem bir düşüncedir.

Yakın zamana kadar Türk Musevî Cemaati olarak bilinen Türkiye Hahambaşılığı’nın 3 yıl önce Türk Yahudi Toplumu adını alması da bu minvaldedir. Oysa kültürel kökeni hakkında Müslüman Türk’ün ne kadar konuşma hakkı varsa Ortodoks yada Musevî Türk’ün de o kadar konuşma hakkı vardır. İnsanlara kimliklerini ürün etiketi gibi başkaları barkodlayamaz. Bu, Sabataycı diye bilinen Avdetîler için de geçerlidir. İçlerinde iyisi de olur, kötüsü de; Kurtuluş Savaşı’nda ihanet edeni de olmuştur, Millî Mücadele için canını koyanı da.. Tıpkı Türkmenler, Lazlar, Yörükler, Çerkezler, Tatarlar, Kürtler gibi.. Milletine mensubiyet duyan koştu geldi, karakterinde defo olan Yunan’la bile anlaştı.

Neymiş; Türkçülüğün kitabını Moiz Kohen (Tekin Alp) yazmış; ‘Türk Ruhu’. Neymiş Mustafa Celâleddin Paşa (Konstantin Borzecki)  150 yıl önce ‘Eski ve Yeni Türkler’in tarihini yazmış. Bu adamların Hz. Musa’ya inanmaları niye milliyet şuurlarına ve bu meyanda beyanlarına engel teşkil etsin?! Biz Müslümanlar olarak Türklüğümüzle övünüyoruz da onlar 5 bin yıllık bir nehir olarak akmakta olan Türklükle ilgili niye kelâm edemesinler?!

 

Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde baştacı ettiğimiz bu insanlar Siyasal İslam’ın ‘bi camide, bi kahvede’ anlattıklarıyla Şeytan’ın asker arkadaşları algısına aktarılmış.  Oysa Şeytan bu ilahî senaryoda kötü karakteri simgelemektedir; kökeni değil. Dahası yaratılış malzemesine bakarak azan / sapan Şeytan’sa ve “Herkes kendi karakterine göre hareket eder” âyeti varsa bu milliyet, soy-sop işlerinde dikkatli olmak lâzım gelir. Yoksa ensar’üş-şeytan; şampiyon! 

 

Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi