Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
CUMHURİYET DÖNEMİNİN İKTİSADÎ ARAYIŞLAR TARİHİ –
Son bölüm ise “1923-1950 Döneminde Türkiye’deki İktisadi Gelişmenin Değerlendirmesi” başlığıyla bütün kitabın bir başka açıdan özeti olma anlamını taşıyor.

 Bu bölümde oldukça ilginç analizler bulunmakta: Ekonomisi kapitalist dünya piyasasına göre şekillenen Osmanlı’nın siyasal egemenliği sınırlandırılarak sözde / nominal bir egemenliğe indirgendi, Yeni Türk devletinin kurulmasına öncülük eden milliyetçi güçler de Osmanlı’yı kapitalist dünya sistemiyle bütünleştiren aynı tarihsel sürecin ürünleriydi, Tanzimat’la beraber hız kazanan devlet kurumlarının Batılılaşmasına karşı direnişini Devlet ancak metropol devletlerin desteği ile aşabilmişti, Osmanlı’nın içine düştüğü yarı-sömürge statüsü toplumu çağdaşlaştırmadan yana olan yeni Türk aydınlarında anti-sömürgeci bir karakterin oluşmasında neden oldu, gibi..

Avrupalılaştırılmış’ eğitim süreçlerinden geçen Osmanlı askerî - sivil bürokrasisini oluşturan aydınların bağımsız bir Devlet kurduktan sonra ulus-devlet modeline göre bir kalkınma modeli aradıklarını söyleyen Sezai Tezel, Kemalist lider kadrosunun bir Türk burjuvazisinin âleti olmadığını zira belirgin bir Müslüman-Türk burjuvazisinin bulunmadığını ifade etmektedir. Liderlerin, Türkiye’deki gelişmenin kapitalist metropollerdeki sermaye çevrelerinden bağımsız olamayacağı anlayışında aydınlar ve tâcirlerle birleştiğini düşünen Yazar, Türk iktisadî milliyetçiliğinin yerli gayrimüslimleri metropollerle Türkiye ekonomisi arasındaki ayrıcalıklı konumdan çıkararak İttihatçıların yapmayı denediği gibi yabancılarla ortaklığı ‘Millileştirmek’ istediklerini seslendirmektedir.

Yukarıdaki paragraftaki temel yaklaşımlara günümüz açısından baktığımızda hem Türk ekonomisindeki gayrimüslimlerin yeri ve önemi bakımından hem de millî burjuvazi oluşturabilecek bir kalkınma modeli aramak noktasından durumun çok da değişmediği gözlenmektedir. Buna mukabil Kitabın 558. sayfasında zikredildiği gibi 1923-1950 arasında Türk bankacılığına verilen Devlet desteğiyle bankacılık sistemimizdeki yabancı sermayeli bankaların hâkimiyetine son verilmiş olsa da günümüzde yabancı sermayeli bankaların bankacılıkta yarıya yakın, yabancı sermayenin de borsada yarının çok üzerinde hâkimiyeti söz konusudur.

Sanayileşme sürecinde bir ek birikim mekanizması olarak devlet kapitalizmine başvurulmasını bir yerli burjuvazinin geliştirilmesi stratejisinin belkemiği olarak gören Yazar, devlet sektöründe yetişen kaliteli yönetici ve teknik personelin bunların eğitim masraflarına katılmamış olan özel işletmelercetransfer’ edilmelerini de Devletçiliğin ekstra katkısı olarak görmektedir. Dahası 1921 – 1950 arasında kurulu 230 özel sanayi işletmesinin kurucularının yarıdan fazlasının tüccarlıktan gelmesinin de yurtdışı firmalarının bayiliği yada basit ticarî işlemlerin dışına çıkamayan sanayicilik modelinde etkisi vardır.  

İthal ikamesine yönelik sanayileşmeyi hızlandırma kararının ilk aşamada devlet kapitalizmine yol açmadığını savunan Tezel, doktriner bir görüş olmaksızın Kemalist kadronun son çare olarak sanayide devlet kapitalizmine başvurduklarını ve bunun Hükümet harcamalarının genişlemesine yol açarak Dünya Buhranının etkisiyle Türk ekonomisini daraltan konjonktürün uzun sürmesini engelleyen bir sonuç ürettiğini de paylaşmaktadır. Yönetici kadronun bilhassa Savaş yıllarındaki sakar ve ikircikli uygulamalarının (Varlık vergisi, Toprak Mahsulleri Vergisi, Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu) oluşturduğu kutuplaşmanın siyasî hayatımızda hâlâ var olduğunu düşünen Yazar, Savaş sonrasında iktisat politikasındaki temel değişikliğe rağmen devlet sektörünün genişlemeye devam ettiğini de hatırlatmaktadır.

‘1923-1950 Döneminde Türkiye’deki İktisadi Gelişme Potansiyeli ve Bunun Kullanılması’ alt başlığıyla Tezel; yabancı kaynakların kullanılmasını, Türkiye tarımındaki üretken kapasite fazlasını (mevsimsel aylaklık durumu), tarımsal ailelerce sahiplenilen tarımsal fazlanın kullanılması (yeni zengin hacıağa tipi), tarımsal fazlanın iç ticaret hadlerine yansıması, tarımın eksik vergilendirilmesi ve ticaret kârları gibi konuları istatistikî detaylarıyla inceleyerek okuyucuya aktarmaktadır.    

Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi