Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
SEMBOLLERİ DİN EDİNENLER
1.) Beş-taş yada misket oynamıyoruz;

 ilmî analizlerde bulunmaya ve analistliğin hakkını vermeye çalışıyoruz. 2-) “Desinler” diye veyahut “Senden şunu beklerdim/beklemezdim” şeklindeki beklentilere kalem oynatmıyoruz. 3-) Siparişle yazı yada şiir yaz(a)mıyorum ve bu ruh hâli bende eskidir.

Bu girizgâhtan sonra şöyle bir cümle kuralım: Toplumların sosyolojik algıları ve bakış açılarının yaş ortalamaları aynı zamanda onların yazgılarının da anahtarıdır.

Meselâ soyut kavramları somut nesnelerle anlatmak ve anlamlandırmak çokça başvurulan bir eğitim yöntemidir. Bir kavramın anlamsal derinliğini basit ve ortalama zihnin (7’den 77’ye) algılayabileceği sembollere indirgemek hazmı kolaylaştırmak içindir, tapınmak veya tapıncaklar yontmak için değil.

Bayrak, bağımsızlığın sembolüdür; kendisi değil. Bağımsızlık yada millî özgürlük o milletin hayattaki ruh hâlinin temel karakteristiklerinden biridir. Fert fert bağımsızlığı karakter edinen milletler köleleştirilemez; ekonomik veya siyasal kelepçelerle yönetilemez, yönlendirilemez; asla kedi-köpekleştirilemez.

Oysa bayrak bir kırmızı kumaş parçasıdır ve sıradan dokuma tezgâhlarında (kutsallaştırılmış yerlerde değil), sıradan kişiler tarafından (seçilmişler değil) üretilir. Bizim için binlerce yıllık tarih, kültür ve devlet nizamını hatırlatan ay–yıldız, tüm insanlığın en baştan beri gökte her zaman bedâva görebildiği âşina sembollerdendir.

Demek ki bayrağın kumaşına değil onun simgelediği bağımsızlık kavramına bağlanacaksın; aşksa aşk ile, akılsa mantıkla. Diğerinden gidersen fetişist olursun.

Kur’an-ı Kerîm’in yaprağı, kapağı ve içindeki matbaa harfleri kutsal değildir; onun mânâsı, muhtevası ve onun aracılığıyla bildirilen ilkelerin, kavramların hayata uygulanabilirliği kutsiyet arzeder. İlk sözü ‘Oku’ ve ismi ‘Okunan’ olan bir Kitabı anlamaya hiç yeltenmeden yüksek duvara asarak ve üç defa öpüp başa koyarak ona saygı gösterdiğini düşünebilmen bile komiktir. Bunda ısrar etmen ise küstahlıktır.      

Hz. Muhammed bizim için Son Elçi ve Seçilmiş Uyarıcıdır; ona hakaret veya onu karikatürize etmek bile bizi incitir. Ama onu küçük düşürme endeksli filim veya karikatürlere tepki gösterme organizasyonlarında (bkz. Bangladeş, Pakistan) onlarca insanın ölümüne sebep olmak en basit tâbirle ahmaklığın daniskasıdır. İnsan âyet değil midir? Onların bile bile ölümüne sebep olmak bütün insanlığı öldürmekle eşdeğer (bkz. Mâide 32) tutulmamış mıydı?

Mescid-i Nebevî, Mescid-i Aksâ, Kubbet’üs-Sahrâ, Eyüp Sultan, Ayasofya ve benzerleri de bu nevidendir. Hatta Mescid-i Haram ve Beyt/Beytullah olarak bildiğimiz Kâbe bile âyetlerde görüldüğü üzere bir semboldür. Neyin: Arınmanın, bir’liğin - bereketin, emniyetin, toplaşma ve dayanışmanın sembolü; başkasını yok saymanın, ona eziyet vermenin, ittirmenin-kaktırmanın, ezerek/ezilerek ölümlerin veya turistik gezilerin, dini dövize çevirme bezirgânlığının değil. 

Ayasofya senin miydi? He benim. İster camiye çevirirsin ister müze eder, gezdirirsin; sen bilirsin. Yeter ki mülkiyeti, zilliyeti elinden yitmesin. Fâtih (II. Mehmet) aldı ve nam saldı (1453) ama 20-25 kuşak sonraki torunu Vahdettin (VI. Mehmet), İşgalini kanıksadığı İstanbul’la beraber bütün ülkeyi Bağımsızlık ve Özgürlüğümüze Kastedenlere peşkeş çekti. Fakat Mustafa Kemal öncülüğündeki Türk Milleti buna müsaade etmedi; anlamı kutsal olan bir Millî Mücadele sergiledi ve 5 yıllık bir ayrılıktan sonra şehrine, şehrinin güzelliklerine/sembollerine kavuştu.

Bir sembol üzerinden birine, birilerine hava atacağım diye bu kutsî hâtıraya saygısızlık yapamazsın kardeşim. Hele hele buradan Müslümanlık Şampiyonluğu gibi bir fukaralık/futbolkeşlik çıkarmaya yeltenirsen sembollere değil ama kavramlara çarpılırsın ve Ortadoğu halkları gibi yamulursun. Sonra da zihninde iyice sembolikleştirdiğin bir ilâhtan/tanrıdan yardım dilersin.

Bir önceki yazımızın ilk cümlesini rötuşlayıp son söz yapalım: Parmağıma tapmayın, işaret ettiğime bakın!

Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi