Ana Sayfa
  Hakkımda
  Kitaplarım
  Alternatif Eksenler
  Harşit Çepnileri
  Bahçecik Tarihi
  Köşe Yazılarım
  Şiirlerim
  Tebliğ-Konferans
  Haberler
  Fotoğraf Galerisi
  Ziyaretçi Defteri
  İletişim
 
 
Her türlü sorunuzu buradan sorabilirsiniz.
 
 
ÇEPNİLERİN SİYASİ TARİHİ

 

ÇEPNİLERİN SİYASÎ TARİHİ
 
1.1. Selçuklular Döneminde Çepniler
 
1.1.1. Malazgirt Savaşı Öncesinde ve Sonrasında Çepniler
 
Herşey Selçuklu komutanlarından Çağrı Bey’in üç bin kişiyle Anadolu’ya yaptığı Keşif Seferi’yle başladı. Karahanlı Devleti ile Gazneli Devleti gibi iki büyük Türk Devleti arasında sıkışıp kalan Selçukoğulları yer sıkıntısı ve bu baskılar nedeniyle Tuğrul Bey’le çöllere çekilirken Çağrı Bey’le de 1016 – 1021 yılları arasındaki meşhur Doğu Anadolu akınını gerçekleştirmiştir (Merçil, 1985:47). Büyük Selçuklu Devleti, 1040 Dandanakan Savaşı’yla Horasan’da kurulduktan sonra da yurt edinme amaçlı olarak Anadolu’ya Türk akınlarını bir devlet politikası biçiminde devam ettirmiştir. Nitekim Bizans’a karşı kazanılan Pasinler Savaşı (1048) akabinde Harşit - Kelkit havzalarına Nişabur üzerinden yoğun bir Türkmen göçü olmuştur. Bu Türkmen göçünü sevk ve idare eden İbrahim Yınal 1058’de bölgeyi fethetmiştir (Tellioğlu, TS/II:656). Anadolu’nun kaderini belirleyen Malazgirt Savaşı’ndan (1071) sonraki 10 yıl zarfında hem Horasan ve Azerbaycan’dan yoğun bir Oğuz göçü yaşanmış hem de Karadeniz kıyılarından Marmara ve Akdeniz kıyılarına dek fetihlere başlanmıştır (Ünal, 1979:88). Bizans, Khaldia kökenli Theodor Gabras (Gavraz) komutasındaki orduyla 1075’te yöreyi geri almışsa da bu durum çok sürmemiştir (Ayan, KTS/I:56).  Emir Ahmet (Gümüş Tigin); Emir Ebu Yakup, Emir İsa Böri ve diğer Türkmen reisleri ile birlikte 1080’de Çoruh Vadisi’nden Trabzon’a[1] kadar olan yerleri tekrar ele geçirmiştir (Merçil, 1985:58). Aynı yıl Azerbaycan’dan Anadolu’ya çok büyük bir Türkmen akımı gerçekleşmiştir. O devrin kaynaklarına göre “Türkler sanki dünyanın her tarafından bu memleket için randevu vermişlerdi” (Turan, 1990:297-298). Bizans İmparatoru Mihael’in korkarak Pont’da (Danişment İli) kalan halk yığınlarını da eşyalarıyla birlikte Balkanlara naklettirmesi Türklerin işini daha da kolaylaştırmıştır (Ünal, 1979:183).
Selçuklu koordinasyonundaki bu Türkmen fütuhatı / Oğuz istilâsı Anadolu’ya girişte doğudan batıya beş temel istikameti takip etmiştir ki bunlardan ilk ikisi konumuzla doğrudan ilintilidir: 1-Çoruh kaynağından itibaren Karadeniz sahilindeki dil. 2-Kura, Çoruh, Kelkit, Yukarı Kızılırmak vadileri. 3-Aras, Karasu, Kızılırmak vadileri. 4-Aras, Murat, Yukarı Fırat vadileri. 5-Hoy-Bargiri-Ahlat yolu. İlk güzergâh, Çoruh Nehrinin kaynağı olan Erzincan yakınlarından başlayıp Harşit Vadisi boyunca bir dil halinde Karadeniz’e çıkmaktadır. Ancak bu istikamette Giresun’dan öteye gidilememiştir. İkinci güzergâh ise Karadeniz sahiline paralel bir biçimde Kura, Çoruh, Kelkit ve Yeşilırmak hattı üzerinden Çankırı, Kastamonu taraflarına uzanmaktadır ki Kelkit-Çoruh-Harşit nehirlerinin ağzında ortak bir geçiş bölgesi oluşturmaktadır (Ünal, 1979:56-57).
 
1.1.2. Danişmentliler ve Anadolu Selçukluları Devirlerinde Çepniler
 
Malazgirt Savaşı sonrası Türk fetihleri hızla beylikleşme ve devletleşme yoluna girmiştir. Harşit Havzası ise o yörenin fatihi Emir Ahmet / Gümüştegin’in[2] kurduğu Danişmentlilerin (1080 – 1178) egemenliği altında kalmıştır (Merçil, 1985:253). I.Haçlı Seferi (1096) esnasında Trabzon Rum Devleti yine Gavraz kumandasında Bayburt ve Harşit havalisini ele geçirdiyse de Danişmentlilerden Gümüştekin Ahmet Gazi oğlu Emir İsmail, 1098 yılında ordusuyla Rumları ağır bir yenilgiye uğratarak bölgeye tekrar hâkim olmuştur (Kırzıoğlu, GGG/1990:70). Kuruluşu bakımından Danişmentlilerden daha eski olan Mengücüklü Beyliği (1072) başlangıç itibariyle Erzincan merkezli olup batıda Divriği’den doğuda Palu’ya kadar olan alana yayılmıştı. Fahrettin Kırzıoğlu’nun tespitiyle ilk aşamada Trabzon, Harşit Çayı (Torul ve Gümüşhane dâhil) ile Kelkit Çayı boyu Mengücüklülerin egemenlik alanındaydı. Danişmentlilere göre fazla fütuhatçı bir görüntü vermeyen Mengücük Beyliği, Trabzon İmparatoru ile anlaşarak 1120’de Danişmentlilere saldırdıysa da Danişmentliler, Artukluların da yardımıyla galip gelmişlerdir (Yınanç, İA/III:468–479, Merçil, 1985:254-255). Sonrasında ise tüm Anadolu’ya olduğu gibi Harşit Havzasına da Anadolu’da kurulan ilk Türk Devleti sayılan Türkiye Selçukluları hâkim olmuşlardır. XII. yüzyıl boyunca da Anadolu’nun Türkleşmesi ve Müslümanlaşması süreci devam etmiş; Orta Anadolu üzerinden giden guruplar bir yandan Batı Anadolu yaylalarına ve Ege sahillerine, bir yandan da Ilgaz ve Canik Dağlarını aşarak Karadeniz sahillerine yayılmışlardır (Ünal, 1979:193). Bizans İmparatorluğu’nun değişik zamanlarda çeşitli amaçlarla Anadolu’ya getirterek iskân ettiği gayrimüslim Türkler de - Mükrimin H. Yınanç’ın tespit ettiği gibi - sonradan Müslüman fatihlere karışmışlar ve demografik olarak Türk nüfusunun kesafetini arttırmışlardır (Ünal, 1979:192). Yine aynı yazara göre ilk fütuhat yıllarında Anadolu’ya yerleşen Türk ve Müslüman nüfus bir milyonu geçmiş kabul edilmektedir (Age, 1979:195).
Cengiz Han’la birlikte başlayan büyük Moğol İstilâsı 1220’lerden itibaren Türkistan’dan ve Horasan’dan bir kez daha yüzbinlerce Türk’ün batıya göç etmesine sebep olmuştur. Bu yoğun göç dalgası Anadolu’da Sivas, Tokat, Amasya, Antakya, Isparta, Burdur, Muğla, Antep, Maraş, Yozgat, Tarsus, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Samsun, Malatya, Erzincan, Tunceli gibi şehirlerin etnik yapısını ciddi manada etkilemiştir (Kara, 2006:149). Ö. Lütfü Barkan’ın Tarihî Demografi Araştırmaları’na göre; Doğu Karadeniz bölgesine yaylalardan, geçitlerden ve Harşıt Vadisinden inen Türkmenler bulunmakla beraber bu havali daha ziyade Samsun’dan itibaren sahili takip eden Oğuzların Çepni boyu tarafından Türkleştirilmiş, Canik yöresine adını veren yerli Hıristiyan Çan kavmi yavaş yavaş kaybolmuştur. Böylelikle Anadolu’da Türk nüfusu o kadar yoğunlaşmıştır ki Osmanlıların Rumeli’ye geçişleri sırasında o tarafa doğru da devamlı bir nüfus akımına sebep olmuştur (Ünal, 1979:177).
Anadolu’daki dinî hareketlerden ekserisiyle yakından ilgili olan Çepniler, 1240 Babaî (Baba İshak) Türkmenlerinin Doğu Anadolu’da çıkarmış oldukları ayaklanmaya önemli oranda iştirak etmişlerdir (Sümer, 1992:25-26). 1243’teki Kösedağ Bozgunu ise Anadolu Selçuklu otoritesi yerini Moğol / İlhanlı kontrolüne bırakmıştır. Bu durum yöresel güçlerin tekrar aktif olarak sahne almasına sebep olmuştur. Konumuz olan Çepniler ise bu sırada Sinop bölgesinde ve Yukarı Kelkit boylarında kalabalık kümeler halinde yaşamlarını sürdürmektedirler (Sümer, 1992:11). Genel otorite anlamında İlhanlıların Anadolu’da atadığı valilerine bağlı gözüken Çepniler, özelde ise ‘de fakto’ beylik ya da yarı bağımsız bir topluluk gibi yaşamışlardır. Bunda da çok düzenli bir yapı olan ve kolay kolay sistemi bozulmayan boy hayatı etkili olmuştur.
 
1.2. Beylikler Döneminde Çepniler
 
1.2.1. Çepni İlerleyişi ve Bayram Bey
 
1277 yılında Memlûklu Sultanı Baybars’ın Anadolu’ya gelip de Moğolları bozguna uğratmasını fırsat bilen Trabzon Rum İmparatoru, otorite boşluğunu değerlendirerek ticarî açıdan çok önemli olan Sinop’a donanmayla saldırmışsa da onları denizde karşılayan Çepni Türkleri (Türkân- Çepni) tarafından yenilerek geri püskürtülmüştür (Sümer, 1999:13). Çepnilerin Trabzon Rum Donanmasını mağlup etmeleri onların hem teşkilatlı hem de çok kalabalık bir kütle halinde Sinop’ta yaşadıklarını ve ayrıca denizde savaşacak derecede mahir denizciler olduklarını ortaya çıkarmaktadır (Bostan, 2002:354). Zaten Orta ve Doğu Karadeniz bölgelerinde görülen Çepni boyu iki koldan Karadeniz sahillerine inmişlerdi. Bunlardan ilki, Karadeniz dağlarında yaylacılık yapan ve Harşit Deresi gibi vadilerden sahile inenler; ikincisi ise 1277 Sinop baskınını[3]  bertaraf eden ve Samsun’dan sahil şeridini takip ederek doğuya doğru ilerleyen Çepnilerdir (Bostan, 2002:354).
Trabzon Rum hanedanı olan Komnenosların saray tarihçisi Panaretos’a göre Sinop hezimetine çok içerleyen İmparator Giorgi, kendisi intikam almak isterken 1280 yılında Toresion Dağında[4] Çepnilere tutsak düşmüştür (Çelik,TA/VI:317-318). Giorgi’den sonra yerine geçen II.Yuannis (1280 – 1297) zamanında da Çepniler, Ordu ve Ünye (Khalibia) yöresini fethetmişlerdir (Sümer, 1999:13). Aynı dönemde Trabzon’a da büyük bir akın düzenledikleri bilinen Çepnilerin başında ise daha sonra beylikleşecek olan Bayram Bey ailesinin bulunduğu kuvvetli ihtimal olarak düşünülmektedir (Çelik,   TA/VI:318). 1302 yılında Giresun civarına yaklaşan Çepniler (Turan, 1988:165),  yeni Trabzon Rum İmparatoru tarafından yenilgiye uğratılmışlardır. Bu sırada Çepniler Kuşdoğan (veya Küçük Ağa)[5] adlı bir beyin komutası altında bulunmaktadır (Albayrak, 2003:75). XIV. yüzyıl başındaki bu hadise Çepnilerin ilk yenilgisi olarak kayda girmiştir (Gülay, ÇK/www.mithatgudu.com). 1313 yılında Bayram Bey’in bir Pazar yerini / sergisini[6] ele geçirdiği bildirilmektedir ki bu da Ordu havalisinde bir beylik kuran Bayram Bey’e dair ilk haberdir (Sümer, 1999:324).
Faruk Sümer’e göre bir Çepni Beyliği olan Bayramlı / Bayramlu Beyliği’nin kurulduğu yörede (Bayramlı Caniki) sayıca en fazla yer adına sahip Oğuz boyu Çepnilerdir (1999:324). XIV. yüzyıl başlarına ait Grek kaynakları Doğu Karadeniz’de 500 kilometreyi bulan kırsal alanın Türkmenlerin eline geçtiğini; Hamsiköy, Torul, Gümüşhane ve Kovanlar’ın[7], Türklerle Rumlar arasında sınır olduğunu; Türkmen baskısı karşısında Rumların Trabzon’un çevresindeki kırlık alanda bulunan topraklarını terk ederek şehir merkezine taşınmaya başladığını ifade etmektedirler (Tellioğlu, TS/II:659). Bu arada Çepni reisi Bayram Bey 1332 yılında çok sayıda askerle Hamsiköy’e saldırmışsa da Trabzon Rum hükümdarına yenilerek geri dönmek zorunda kalmıştır (Bostan, 2002:255). Fakat Çepniler haricindeki Türk unsurlarının da Trabzon üzerine olan ilgisi devam etmiştir. 1336’da Çobanlı (Çobanoğulları) Şeyh Hasan, 1341 ve 1343’de Akkoyunlu Tur Ali Bey Trabzon’a akın yapmışlardır (Sümer, 1999:324).
XIV. yüzyılın ilk yarısında Yukarı Kelkit vadisinde yaşayan ve oldukça kalabalık olan Çepniler 1348 yılında Trabzon’un fethi için teşkil edilen ittifaka katılmışlardır. Akkoyunlu Tur Ali Bey, Bayburt Hâkimi Rikabdâr Mehmed Bey, Erzincan Hâkimi Ahi Ayna Bey ile Çepni reislerinden Bozdoğan ve Bayramlı Çepnilerinden oluşan bu Türkmen İttifakı[8] üç gün boyunca şehri kuşatmışsa da başarılı olamamıştır (Sümer, 1992:14). Trabzon’da hem nüfusları hem de güçleri eriyen Rumlar, 1349’dan itibaren Komnenos kızlarını Türk beylerine gelin verip akrabalık tesis ederek kendilerini korumaya çalışmışlardır. Hem Akkoyunlular hem Tacettinliler hem de Çepniler bu evliliklerden nasibini almışlardır. Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir İbrahim Bey de damatlardan biridir (Sümer, 1999:324-325).
 
1.2.2. Hacı Emiroğulları Beyliği
 
Hacı Emiroğulları[9] ya da diğer adıyla Bayramlı Beyliği için kimi kaynaklar XIII. yüzyılın sonlarını kuruluş zamanı olarak verseler (Tellioğlu, TS/II:659) de Bayram Bey’in isminin geçtiği ve bir pazar yerini ele geçirdiği tarihi (1313) daha doğru kabul etmek gerekir. Bayram Bey’in oğlu Hacı Emir Bey ise faaliyetleriyle babasını aşma başarısını göstermiş ve beylik daha çok onun ismiyle anıla gelmiştir. Çok geniş bir alana yayılan Canik beylikleri içinde en önemlisi olan ve Ordu / Halibia yöresinde kurulan Hacı Emiroğulları Beyliği köken itibariyle Danişmentlilere dayanmaktadır. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Danişmentliler Niksar’ı merkez yaparak Karadeniz bölgesindeki faaliyetleri buradan yönetmişlerdir (Demir, HBVD/XXXV:1). Danişmentli Devleti’nin ağırlıklı nüfusu Çepnilerdi. Çepnilere ait yer isimlerinin büyük çoğunluğunun Anadolu’nun kuzeyinde yoğunlaşması, Türklerin Anadolu’da inşa ettiği ilk büyük eserlerden olan Niksar Ulu Camii’nin 1145’te Çepnizade Hasan Efendi tarafından yaptırılması ve yine Niksar’da Çepnibey ismiyle bir mahalle ile Serenli beldesinde bir çeşmenin üzerinde Çepnilerin damgasının bulunması bunun delilleri olarak kabul edilmektedir (Agy, HBVD/XXXV:4). Necati Demir’e göre Danişmentlilerin mirasçısı olan Çepni Türkmenleri, eski Danişmentli merkezi Niksar’da Tacettinoğulları, Danişmentlilerin uç/sınır kalesinin bulunduğu Mesudiye’de de Hacıemiroğulları ile teşkilatlanmalarını devam ettirmişlerdir. Hatta Ordu yöresinde “Bayramdanişmend” isminde geçiş dönemini simgeleyen bir köy de mevcuttur (HBVD/XXXV:4).
Beyliğin önemli ismi Hacı Emir Bey, 1347’de Fatsa’yı ele geçirmiş (Tellioğlu, TS/II:659) ve 1348’de Trabzon’u almak için kurulan ittifaka Çepnileri temsilen de muhtemelen o katılmıştır. 1355’de Haldia Dükü Kabasika[10] Şiran’ı zaptedince Trabzon Rum İmparatoru da sevinçle yağma ve tutsak alma amacıyla oraya gitmiş, dolayısıyla her ikisi de az sayıdaki Türk kuvvetlerinin tuzağına düşmüşler ve İmparator III.Aleksios ile o döneme ışık tutan müverrih Panaretos dahil canlarını zor kurtarabilmişlerdir (Çelik, TA/VI:318). Ertesi yıl olan 1356’da İmparator ve kuvvetleri Noel’i geçirmek için gittikleri Giresun Perşembe’deki Yasun Burnu’nda 18 Türk’ü öldürerek intikam almışlardır. Bir sonraki yıl (1357) ise Hacı Emir Bey’in komutasındaki Çepni kuvvetleri, Maçka yöresini yağmalayıp bol miktarda ganimetle geri dönmüşlerdir (Age, TA/VI:6). Panaretos’a göre Hacı Emir Bey kumandasındaki Çepni gurubu 1358’de bile Rumlar üzerine akında bulunmuştur (Konukçu, GGG/1990:81). Trabzon Rum İmparatoru, Hacı Emir Bey’i kendi hanedanından Theodora ile evlendirerek durdurmaya çalışmış, böylece akrabalık yöntemiyle silahlı savunmadan daha başarılı olmuştur. Ancak Hacı Emir Bey’in 1361’de Trabzon Rum Devleti’nin elindeki Giresun’a hücum düzenlemesi istisna teşkil etmiş, sonrasında ise akın geleneği devam ettirilmemiştir (Bostan, TA/VI:300).
1386’ya kadar liderlik yapan Hacı Emir Bey hastalığı esnasında oğlu Süleyman Bey’i kendi yerine geçirmiştir. Fakat iyileşince tekrar geçmek istemesi baba ile oğulun arasını açmış ve fırsat kollayan Tacettinoğulları’nın taarruzuyla karşı karşıya kalınmıştır (Sümer, 1999:325). Bu esnada Anadolu’nun büyük beylerinden Kadı Burhaneddin, Hacıemiroğulları Beyliğine saldırıda bulunan Taceddin Bey’e gönderdiği mektupta; “Onlara atalarından (Danişmentliler) miras kalmış mülküne göz dikip düşmanlık ve kavga yolunu tutmuş, dostluk ve kardeşlik haklarını çiğnemişsin”şeklinde bir ihtarlı beyanda bulunmaktadır (Demir, HBVD/XXXV:4). Hacı Emiroğulları Beyliğinin en parlak dönemini yaşatan Emir Süleyman Bey, evvela 1386 yılında 12 bin süvariden müteşekkil ordusunu yendiği Tacettinoğulları Beyliğini topraklarına katmış, 10 yıl sonrasında da daha önceleri alınamamış olan Giresun Kalesini ilk kez o zaptetmek başarısını göstermiştir. (Erdoğan ve Celep, OÖMHT/2009:2).
1398 yılında Yıldırım Beyazıt devrinde Osmanlı hâkimiyetine giren Hacı Emiroğulları Beyliğinin o sırada doğu sınırları Şalpazarı ve Beşikdüzü’ne, batıdan ise Terme’ye dayanmakta; Terme’den güneyde Niksar’a, oradan Kelkit Vadisi boyunca Şebinkarahisar üzerinden Kürtün’e ve oradan da kuzeyde Vakfıkebir’den denize uzanmaktadır (Demir, HBVD/XXXV:2).Yıldırım Beyazıt’ın Ankara Savaşı’nda (1402) Timur’a yenilmesinden sonra tekrar kurulacak olan beylik bu ikinci evrede varlığını ancak 25 yıl sürdürebilecektir (1427). Fakat Osmanlılar da her iki seferde Beylik topraklarının yönetimini Hacıemiroğulları ailesine bırakmış ve tapu-tahrir defterlerine ‘Vilâyet-i Bayramlu’ olarak kaydettirmişlerdir (Erdoğan ve Celep, OÖMHT/2009:2).
 
1.2.3. Çepnilerin Yeni Merkezi Kürtün
 
XIV. yüzyılın ikinci yarısının ortalarından yani 1370 / 1380’lerden itibaren Yukarı Kelkit vadisinde yaşayan Çepnilerin kuzeye doğru ilerleyip Tirebolu’nun az doğusunda Karadeniz’e dökülen Harşit Deresi çevresi ile bu dereye yakın yerlere yerleştikleri ve kışlaklarını da Yukarı Harşit’e kurdukları görülmektedir (Sümer, 1992:14). Çepnilerin Harşit Havzasına ve Kürtün - Trabzon yaylalarına yerleşmesi Komnenosları ciddi manada rahatsız etmiştir. Vakanüvis Panaretos’a göre İmparator III.Aleksios, 1380 Şubat’ında Harşit Vadisinin güney kısmındaki Çepniler üzerine sefer düzenlemiştir. Bir kısım kuvvetlerini denizden sevk ederken kendisi de yaya ve süvarilerden oluşan ordusuyla Harşit Vadisinin uç kısmına gelen İmparator, burada kuvvetlerini ikiye ayırarak 600 askerini Harşit Çayının doğu kıyısında ve denize 5 km. mesafedeki Bedrama[11] Kalesi yoluyla güneye doğru gönderirken kendisi süvariler ve bir kısım yaya askerlerle Harşit Çayı (Philabonites) boyunca ilerlemiştir (Bilgin, ÇB/www.kazikbeliyaylasi.com). Panaretos’un ‘kış kampı’ olarak betimlediği Çepni kışlağı olan Kürtün bölgesindeki bazı çadırlarda daha önceki çatışmalarda ele geçirilmiş Rum esirler de bulunmaktaydı. Günün erken saatlerinde Çepni kışlağına baskın Trabzon Rum birlikleri çadırları ateşe vermiş, kadın ve çocukları öldürerek Hıristiyan esirleri kurtarabilmişlerdir. Bedrama Kalesi üzerinden gelen birlikler de Süme (Suma) Kalesi ile Kürtün’ün[12] doğu tarafındaki dağlık alanda bulunan yerleşim yerlerini basarak ateşe vermiş ve katliamda bulunmuşlardır (Agy, www.kazikbeliyaylasi.com). Baskın sonrası çevredeki Çepni gurupları süratle toplanarak mukavemet etmişler, İmparator güneye inmeye çalışmışsa da geri çekilmek zorunda bırakılmıştır. Bedrama kolu da geri çekilmiş ve Çepnilerle çatışa çatışa denize kadar inmiş, sahildeyse İmparatorun kuvvetleriyle birleşemediği için büyük hayal kırıklığı yaşamıştır. Takiben gelen Çepni güçleri onları savaşa zorlayarak 42 kayıp verdirmişlerdir. Kaçan Rum kuvvetleri Trabzon’a zor da olsa dönebilmişlerdir (Bilgin, ÇB/www.kazikbeliyaylasi.com). Çepni Türklerinin üzerine dört aylık bir hazırlıktan sonra sefer gerçekleştiren İmparator Aleksios, kadın ve çocuklar dâhil Çepnilere 100 civarında kayıp verdirmiş fakat onları bölgeden atmayı başaramamıştır. Takip eden yıllardaysa Çepniler bölgedeki küçük Rum kalelerini teker teker fethedip yöreyi gazi dervişlerin öncülüğünde iskân etmişlerdir (Agy, www.kazikbeliyaylasi.com).
Araştırmacı Mehmet Bilgin, Harşit Çepnilerinin diğer iki kardeş beylik olan Tacettinoğulları ve Hacıemiroğulları’nın kontrolü altında ya da ittifak halinde bulunmadığını aksine her iki beyliğin de Komnenoslarla akrabalıklarının daha belirleyici olduğunu söylemektedir. Ancak üçüncü beylik sayılan Şebinkarahisar’da kurulu Çobanoğulları’yla ittifakları olabileceğini; Çobanlı Şeyh Hasan’ın 1336’da Trabzon üzerine yürüdüğünde Harşit Çepnilerinin destek verdiğini, 1379’da yine Trabzon’a saldıran Şebinkarahisar Hakimi Kılıç Arslan’la işbirliği halinde olduklarını öne sürmekte ve coğrafî olarak Şebinkarahisar’dan Harşit Vadisinin güney ucuna ulaşımın kolaylığını da ilâve etmektedir (ÇB/www.kazikbeliyaylasi.com). Panaretos ise Gümüşhane tarafından (Kürtün) gelen Çepnilerin XIV. yüzyıl sonlarında Tirebolu’ya vardıklarını söylemektedir (GÇT/www.emirogullariailesi.com) ki Hacıemiroğulları Beyliğinin de 1397’de Giresun’u almasıyla birlikte Komnenosların elinde Trabzon ve Rize şehirlerinden başka bir şey kalmamış görünmektedir. Yukarı ve Orta Harşit boyları ile Harşit’in kolları ve onlara yakın yerleri yaylak ve kışlak hayatıyla merkez edinen Çepniler, Kürtün’den hareketle Harşit Havzası boyunca Karadeniz’e erişmişler ve bu havzanın iki yanındaki toprakları yurt edinmişlerdir (Çelik, TA/VI:318, Sümer, 1999:325).
Osmanlı Devletinin uzun uğraşlardan sonra sağladığı Anadolu Birliği XIV. yüzyılın hemen başındaki (1402) Ankara Savaşı’ndan sonra bozulmuş ve beylikler bu kez Timur’a metbu (bağlı) olarak tekrar ortaya çıkmışlardır. Timurluların merkezi olan Semerkant’a İspanya Elçisi olarak gönderilen Ruy Gonzales de Klaviyo (Clavijo), 1404 yılında Trabzon’dan Erzincan’a geçerken ara kesimdeki Çepni / Çapanlı Türklerinin yerli derebeyleri yıldırdıklarından bahsetmektedir (Çelik, TA/VI:319). Kelkit Nehrinin başları ile Kürtün bölgesi kuzeyinde ve Alucra’daki Çepnilü Türkmenlerine de değinen Klaviyo, Gümüşhane ile Kelkit arasındaki Alanza[13] (Gümüşgöze) isimli Çepni Kalesine de uğrayışlarına anılarında yer vermiştir (Konukçu ve Cöhçe, GGG/1990:79–92). Öncesinde Ordu ve Giresun’a da uğrayan İspanyol Elçiye göre Orta Karadeniz bölgesine Arzamir/Erzamir (Hacı Emir) isimli bir Türk beyi hâkim olup 10 bin atlı askeri bulunmaktadır. Ayrıca Trabzon Rum Devleti’nden de vergi almaktadır (Demir, KTS/II:77).
Harşit Çepnilerinden Kürtün Beyi Melik Ahmed Bey, muhtemelen yüzyılın ilk çeyreğinde Trabzon Rum Devleti’nin önemli üslerinden ve alınması zor Bedrama Kalesini fethetmiş; bölgenin yurt olarak iskânı için gazi dervişlerden Mevlâna Ede Derviş’e toprak bağışlamış ve bölge insanına hizmet verecek bir zaviye inşası için de vakıf kurmuştur (Bilgin, ÇB/www.kazikbeliyaylasi.com). Bu sırada XV. yüzyıl Bizans tarihçilerinden Halkokandil de (Chalcocandyles) Kolkhis’ten (Trabzon’un doğusundaki yöreler) Amastris’e (Amasra) kadar uzanan bütün Karadeniz kıyılarında Çepnilerin (Tzapnides) yaşadıklarını yazmaktadır (Sümer, 1992:15). Denilebilir ki Karadeniz Çepnileri beylik veya boy olarak iki asırlık bir zaman diliminde bağımsız ya da yarı bağımsız bir şekilde serbestçe yaşamışlar ve bu yaşantının hakkını verecek bir biçimde de çevredeki devlet ve beyliklere karşı üstün bir mücadele sergilemişlerdir.
 
 

1



[1] Anna Komnena Trabzon’un da düştüğünü söyler.
[2] Gümüşhane isminin Gümüştekin ile ilgisi araştırma konusudur.
[3] Araştırmacı Abdullah Gülay ise Sinop baskını için ısrarla 1259 tarihini kullanır (ÇK/www.mithatgudu.com).
[4] Tarhanas veya Horos Dağı olabilir.
[5] Bazı kaynaklarda bu isim Küçük Ağa olarak geçmektedir (Bostan, TA/VI:300)
[6] Perşembe olabilir.
[7] Kovans olarak bilinen yer.
[8] Mahmut Goloğlu, birleşik Türkmen Orduları şehir sınırlarına yanaşırken Trabzon’un yerli halkı Çanların da soydaşlarına katılıp kale içindeki şehre saldırdıklarını anlatır (2001:18).
[9] Çepniler ve Emiroğulları Beyliği ile ilgili bol miktarda detaylı bilgi veren www.emirogullariailesi.com adlı sitede tarihî şahsiyetlerden bazıları ‘Emiroğlu İpsiz Recep’ ve ‘Emiroğullarından Rıza Paşa ve oğlu Süreyya Paşa (İlmen)’ olarak verilmektedir.
[10] Kaynaklara göre Torul ve Gümüşhane civarına hâkim olan ve Komnen hanedanının desteğiyle geçinen Hıristiyan eşkiya (Abazika şeklinde de isimlendirilir, Türk asıllı bir Hıristiyan da olabilir).
[11] Bedroma, Petroma, Bedirme, Bedreme gibi söylenişleri de vardır.
[12] Panaretos’da Kotantza veyahut Kontautza olarak geçmektedir (Çelik, TA/VI:6; Bilgin, ÇB/www.kazikbeliyaylasi.com).
[13] Daha sonraki kayıtlarda Alansa veya Alahnas şeklinde geçmektedir.V
Ana Sayfa| Hakkımda| Kitaplarım| Alternatif Eksenler| Harşit Çepnileri| Fotoğraf Galerisi| Ziyaretçi Defteri| İletişim|
Atak Teknoloji Merkezi